Habib Baba Hikayesi


Habib Baba ve Sultan Murat Hikayesi

Bu anlatacağımız hikaye Sultan 4’üncü Murat ve Habib Baba adındaki bir derviş arasında geçmektedir.

Habib Baba 4’üncü Murad devrinde yaşan, Allah dostu bir zattır. Yaşlı ve fakir olan bu zatın kimseler değerini hakkıyla bilmez. Dünyası çok iyi görünmese de Allah katında da alemlere denk bir değeri vardır.

İhtiyar Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda İstanbul’a gelmiştir. Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider. Niyeti şöyle iyice bir keselenip, paklanmak… Bedenini de ruhuna denk kılmaktır.

Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez.

– Bugün Sultan Murad’ın vezirleri hamamı kapattılar dışarıdan müşteri almıyoruz der.

Habib baba üzülür, rica minnet eder, yalvarır…

“Ne olursun” der “kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım. bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum.” Bin bir dil döker. Hamamcı Ehl-i insaftır. dayanamaz kabul eder. Hamamın en sonundaki odayı işaret ederek..

“Baba şu odada hızla yıkanıp çık, para da istemem. Yeter ki vezirler senin farkına varmasın.”

Habib baba sevinerek kendisine gösterilen yere gider yıkanmaya başlar, bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. onun da görünümü fakirdir ama sadece görünümü ..

ikinci müşteri kılık değiştirmiş, 4. Murad’dır. O gün vezirlerinin topluca hamam ameli yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir. “Hele bir bakalım bizim vezirler, hamamda benden uzakta kendi başlarına neler yaparlar, nasıl eğlenirler ”

Ve bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek hamama getirmiştir. Az önce yaşananlar bir kez daha tekrarlanır.

Hamamcı, “vezirler” der almak istemez, padişah ise ne olursun der bastırır ve sonuçta içeri girer.

Habib babanın yıkandığı odayı göstererek genç adamın kulağına fısıldar

“Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor sen de sar peştemalı beline, gir yanına beraber sessizce yıkanın ve bir an evvel çıkın.”

Ve ekler: “Aman ha vezirler varlığınızı bilmesinler”

Soanra 4. Murad da Habib babanın yanına süzülür. beraber sessizce yıkanmaya başlarlar. Bu arada hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır. Habib babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır. biraz kirlenmiş gibi gelir ona. Allah hikmeti gereği dostuna, o yanındakinin tebdil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham etmemiştir. ve yanındakini görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur.

“Evladım, sırtın fazlaca kirlenmiş, müsade edersen bir keseleyivereyim” der

Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşkınlaşır ve büyük haz duyar. Haz uyar çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden sırf bir insan olarak, karşılık beklemeden bir iyilik yapmayı teklif etmektedir.

Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken: “buyur baba” der, “Ellerin dert görmesin”

Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad’ın sırtını bir güzel keseler. Padişah bir kuru teşekkürle yetinmek istemez. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliğin kölesidir.

“Baba, Gel ben de senin sırtını keseleyeyim de ödeşmiş olalım” der.

Habib baba teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle;

“Olur evlat” deyim sultanın önünde diz çöker, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar.

“Baba görüyor musun şu dünyayı” der “Sultan Murad’a vezir olma varmış” bak adamlar içeride def dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi…” Habib baba sultanın cümlesini tamamlamasına fırsat vermeden kendi hükmünü söyler. Sultan Murad’ın Habib babadan duydukları ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürecek cinsdendir.

“Be Evladım” der Habib baba “Sultan Murad dediğin kimdir ki ? Sen asıl Alemlerin sultanına kendini sevdirmeye bak

o seni sevince sırtını bile sultan Murad’a keselettirir…”

Kısa Dini Hikayeler

Kısa Dini Hikayeler

Bu yazıda Evliya Eşrefoğlu Rumi ile ilgili Kısa Dini Hikayeler anlatacağız. Hikaye içerisinde geçen Evliya Kerametleri kanımca biraz abartılmış. Yine de bu hikayelerin gerçekten yaşanıldığı söylenildiği için burada dini hikayeler başlığı altında paylaşmayı uygun gördüm.

Anadolu’da yaşamış doğum tarihi bilinmeyen şairlerden Eşrefoğlu Rumi’nin asıl ismi Esrefoğlu Abdullah Rumi olup babasının ismi Eşreftir. Babası Mısır’dan lznik’e göç etmiştir. Halk arasında Eşrefzade-i Rumi olarak da bilinir. 1484 yılında İznik’te vefat etmiştir. Türbesi İznik’tedir.

Kısa Dini Hikayeler - Evliya Eşrefoğlu Rumi - Yaşanmış Evliya Kerametleri
Kısa Dini Hikayeler – Evliya Eşrefoğlu Rumi – Yaşanmış Evliya Kerametleri

Babasının terbiyesi altında büyüyen Eşrefoğlu Rumi, İznik’te bulunan medreselerde çeşitli bilginlerden dersler almıştır. Daha sonra Bursa’ya giderek padişah Çelebi Mehmet’in medresesine girip burada ondan uzun yıllar ders almıştır. Buradan mezun olduktan sonra Bursa’da hocalık yapan Alaeddin Ali’nin yardımcısı olmuştur.

Eşrefoğlu Abdullah Rumi ve Şeytan Hikayesi

Bir gece Eşrefoğlu Rumî dergahında ibadet ediyordur. Bu sırada bir ışık gelir. O ışıktan şöyle bir ses duyulur: “Ey kul! Dile benden ne dilersen. Bütün haram olan şeyleri sana helal kıldım” Eşrefoğlu bir anda şaşkın bakışlarla sesin geldiği yöne doğru eğilerek kalbinden “Tasavvuf yolundan bana nasip var ise bazı alametler görünsün inşallah” diye geçirerek ona yaklaşır. Allah’ın izniyle diyerek hızlı bir hamleyle Şeytan’ı yakalar ve avucun içinde sıkmaya başlar. O sırada Şeytan “Ya şeyh! Ne yapıyorsun? Allah bana kıyamete kadar mühlet vermiştir. Sen ise beni öldürmek istiyorsun” deyince Eşrefoğlu: “Ey mel’un! öğrencilerimin ve dostlarımın imanlarına kastetmeyeceğine dair söz verirsen, seni bırakırım” der. Şeytan da: “Söz veriyorum” der. Bunun üzerine Eşrefoğlu Rumi: “Ey mel un Allahü tealâ ile olan ahdine, vefa etmedin. Benimle olan ahdine mi vefa edeceksin. Bildiğin şeyden geri kalma” der ve onu bırakır.

Bir süre sonra Eşrefoğlu Rumi bir sohbetinde başından geçenleri öğrencilerine anlatır. Öğrencilerinin “Onun şeytan olduğunu nereden anladınız?” sorusu üzerine şöyle cevap verir :“Bana bütün haramları helal kıldığını söylediğinde onun şeytan olduğunu anladım” der.

Cehennemden Azad Edilen Fakir’in Hikayesi

Kısa Dini Hikayeler
Kısa Dini Hikayeler

Eşrefoğlu Rumi bir sohbetinde şunları anlatır. Bir tarihte Bağdat’ta, zenginler hacca gidiyordu. Bir fakir de o sene hacca gitmeye niyetlenir. Hac kafilesi yola çıkar. Şehir dışına çıkıldığında zenginlerden biri, bir fakirin de hacca gittiğini görünce: “Bineğin yok, azığın yok. Sen hacca nasıl gideceksin? Bari cebinde birkaç altının olsa” diye onla alay eder. Fakir bu zenginin alay etmesine çok üzülür ve “Allah hepimizin rızkını vermektedir. Hepimiz onun verdiklerini yiyoruz” diyerek oradan ayrılır. Hac vazifesini yapana kadar da o zenginle hiç konuşmaz. Mekke’den yola çıkıldığında o zengin, fakiri sağ salim tekrar karşısında görünce hayret ederek “Komşu, sen de buraya kadar gelip hac vazifeni yapabildin mi?” diye şaşırır. Fakir de: “Allaha çok şükür. Yüzümüzün karasına bakmayıp bu mübarek makamı ziyaret etmeyi Allah bana nasip etti” der.

Zengin, “Hacı Efendi sana da berat verildi mi?” diye sorar. Fakir, temiz kalplilikle: “Hayır verilmedi. Bu berat nedir ki?” diye sorar. Zengin: “Ziyaret edenlere cehennemden azad edildiklerine dair berat kağıdı verilir” diyerek koynundan herhangi bir kağıt çıkararak fakire uzatır. Fakir, aldatıldığını anlar ve çok üzülür. Geriye dönüp iki gözü iki çeşme, kanlı yaşlar akıtarak inler. Allah’a dualar ederek yalvarmaya başlar.

Bir süre sonra kendinden geçer. Baygın halde yerde yatarken yanına gelen bir kişi “Ey fakir! Başını kaldır ve şu beratı alıp arkadaşlarına yetiş” der. Kendine gelen fakir ayıldığında elinde dünya kağıtlarına benzemeyen, yeşil renkli nurdan yazılan berat kağıdı bulur. Kağıdı defalarca okşayıp başına koyar ve zenginin yanına giderek: “İşte Rabbimizin ihsanı olan beratım” diyerek koynundan beratı çıkarır. Beratı alan zengin nurdan yazılan beratın üzerinde cehennemden azad olunduğunu okuyunca atından düşüp bayılır.

Evliya Eşrefoğlu Rumi’nin Abdal Mehmet’e Hazırladığı Çamurlu Çorba Hikayesi

Anlatılan bir hikayeye göre ders veren Eşrefoğlu Rumi bir sabah medrese etrafında dolaşırken, zamanın evliyalarından Abdal Mehmed’e rastlar. Abdal Mehmet kendisine Peygamber efendimizin aşkıyla bakarak: “Ey medreseli! Bize köfteli çorba getir” der. Bu söz üzerine Eşrefoğlu Rumi çarşıya gidip köfteli çorba arar, fakat bulamaz ve eli boş dönmemek için köftesiz çorba alır. Abdal Mehmet’e getirirken yoldaki çamurdan bir parça alarak, birkaç yuvarlak köfte haline getirip çorbanın içine atar. Abdal Mehmet çorbayı karıştırıp köfte bulamayınca Eşrefoğlu’na “Hani bunun köftesi?” diye sorar. Daha sonra çorbayı iyice karıştırır ve Eşrefoğlu’na uzatarak; “Ye bunu” der. Esrefoğlu hiç tereddüt etmeden çorbayı içer. Çorbanın içine atılan çamur parçaları köfteye dönüşmüştür.

Evliya Eşrefoğlu Rumi, Eatih Sultan Mehmed Han’ın İstanbul’u fethinden önce “Müzekkin-Nüfus” isimli bir kitap yazmıştır. Ayrıca Tarikatname, Delalil-ün Nübevve, Hayretname gibi bir çok eseri vardır.

Benzer Yaşanmış Kısa Dini Hikayeler okumak için:

1-Dini Hikayeler
2-Evliya Hikayeleri – Evliya Emir Ahmet Buhari
3-Yaşanmış Gerçek Dini Hikayeler

Mevlana Rubaileri

Mevlana Rubaileri – Mevlana Şiirleri Kısa

Mevlana Şiirleri Kısa - Mevlana Aşk Şiirleri - Mevlana Rubaileri
Mevlana Şiirleri Kısa – Mevlana Aşk Şiirleri – Mevlana Rubaileri

(Mevlana Şiirleri Kısa – Mevlana Aşk Şiirleri – Mevlana Rubaileri)
Sevgilimle bir gül bahçesinde geziniyordum
Bakışlarım farkında olmadan bir güle düştü
Sevgilim o zaman dedi ki: «Utan!
Benim yüzüm bu kadar yakınında da sen gene güle bakıyorsun!»

Senin güneş yüzün göklerin dışındadır;
Senin güzelliğin izahın dışındadır.
Senin aşkın benim içimde iken
Ne gariptir ki yine can ve cihanın dışındadır.

Ayın ona beyzeyen bir tarafı,
O melek huyluyu andıran bir yeri vardır.
Hayır, hayır… Nereden nereye.. Ay kim oluyor!
Ruhum onun bendesidir; o ancak kendine benzer.

Sen su ile topraktan yaratılmış değilsin;
Sen bu dönen, bu su ile topraktan olan cihandan değilsin.
Kalıp bir ırmak ve ruh onda akan hayat suyudur;
Fakat senin bulunduğun yerde sen ikisinden de habersizsin.

Aşık; sevgilisinin kervanının geçtiği metruk konak yerinde dalgın dolaşır.
Zahid teşbih ve rükû peşindedir.
Biri bir lokma ekmek arar, öteki su kenarına eğilmiştir..
Birisi susuzluktan yanıyor, ötekini açlığın kederi kavramıştır.

Sordum: Ey put! Mabedin nerede?»
Dedi ki: «Senin harap olan kalbinde;
Ben güneşim, benim şualarım viranelere girer,
Ey sarhoş, isterim ki senin kâşanen de büsbütün harap olsun!»

Mevlana Şiirleri Kısa
Mevlana Şiirleri Kısa

Birgün sarhoşken üstadıma :
«Bana yokluğu ve varlığı bildir!» dedim.
O bana cevap verdi ve dedi ki: «git,
Eğer halkın meşakkatlerinden uzak kalırsan öğrenirsin!»

Sevgilimin aşkına ilk düştüğüm zamanlar
Komşularım feryatlarımdan uyumazlardı.
Şimdi feryatlarım azaldı, aşkım arttı.
Evet… ateş alevlendiği zaman duman kaybolur…

Mevlana Aşk Şiirleri

Mevlana Aşk Şiirleri - Mevlana Rubaileri
Mevlana Aşk Şiirleri – Mevlana Rubaileri

Kervanımız aşk yükü ile Adem diyarından kalktı.
Vuslat şarabı daima bizim gecemizi aydınlatır.
O şarap aşk mezhebinde haram değildir.
Dudaklarımız onunla Adem sabahına kadar kurumayacaktır.

Mevlana Rubaileri - Mevlana Şiirleri Kısa
Mevlana Rubaileri – Mevlana Şiirleri Kısa

Aşık tevazu göstermez de ne yapar,
Geceleri senin bulunduğun yere gelmez de ne yapar?
Senin büklüm büklüm saçlarını öperse hayret etme;
Divane zincirini çiğnemez de ne yapar?

Biz şarapsız ve kadehsiz olmaktan memnunuz.
Bizim için kötü de iyi de söyleseler biz memnunuz.
Bize: «Sizin sonunuz yok!» diyorlar.
Biz sonsuz olmaktan memnunuz.

Onu dün akşam bir toplantıda görmüş
Ve kollarımın arasına alamamıştım.
Ona bir gizli söz söylemek bahanesiyle
Yanağımı yanağına sürdüm.

Varlık ve yokluk hep odur.
Sevinç ve kederi hasıl eden hep odur.
Sende görecek göz yok;
Eğer basiretle bakabileydin
Kendinin baştan aşağı o olduğunu görürdün.

Sen susun; bizler nebatlarız.
Sen Kralsın, bizler fakirler.
Sen söyleyensin, bizler sedalarız…
Sen arayansın; fakat niçin hepimize birden gelmiyorsun ?..

Mevlana Şiirleri Kısa -Mevlana Aşk Şiirleri
Mevlana Şiirleri Kısa -Mevlana Aşk Şiirleri

Eğer senin sırlarını söylemeye imkan olsaydı
Gök ve yer bütün gülistana dönerdi.
Eğer zamanla gurur hasıl olmamış olsaydı,
Her Firavun bir Ümran oğlu Musa olurdu.

Nereye başımı koysam ona secde etmiş olurum.
Altı cihette de, altı cihetin dışında da mabut olan odur.
Bağ, gül, sema ve sevgili…
Bütün bunlar bahanedir; maksut ancak odur.

Benzer Kısa Mevlana Şiirleri – Mevlana Rubaileri ve Mevlana Aşk Şiirleri sonraki günlerde sitemizde yayımlanacaktır.

1-Dini Hikayeler
2-Yaşanmış Gerçek Dini Hikayeler
3-Evliya Hikayeleri – Kısa Dini Hikayeler Oku

Ayrıca buradan Kenan Işık tarafından okunan Mevlana Rubaileri ‘ni dinleyebilirsiniz.

Yaşanmış Gerçek Dini Hikayeler – Kısa Dini Hikayeler

Yaşanmış Gerçek Dini Hikayeler

Yaşanmış gerçek dini hikayeler başlıklı yazıda bugün gerçekten yaşandığı iddia edilen kısa dini hikayeler dinleyeceksiniz. Yaşanmış gerçek dini hikayeler’e Evliya Seyyid Alaeddin Ali Semerkandı hikayesi ile başlıyoruz.

Kısa Dini Hikayeler – Seyyid Alaeddin Ali Semerkandı

Seyyid Alaeddin Ali Semerkandı Osmanlı Devletinin kuruluş yıllarında Anadolu’da yaşamıştır. Peygamber soyundandır. Doğum tarihi kesin bilinmemektedir. Afganistan’ın ilim merkezlerinde eğitim görüp, daha sonra Anadolu’ya gelmiş ve 1456 tarihinde yüz elli yasında vefat etmiştir. Kabri İçel’e bağlı Gülnar ilçesindedir.

Seyyid Alaeddin Ali Semerkandı evliyaların önde gelenlerindendir. Zamanını nefsini terbiye ederek geçirmiş, öğrencilerini en iyi şekilde yetiştirmek ve onlara doğru ve yanlışı öğretmek için uğraşmıştır. Şimdi Seyyid Alaeddin Ali Semerkandı ile ilgili yaşanmış gerçek dini hikayeler ‘e geçelim.

Yaşanmış Gerçek Dini Hikayeler
Yaşanmış Gerçek Dini Hikayeler

Bir gün Semerkant’a Hristiyan bir rahip gelir. İsa hakkında bir şeyler söyler ve halka bazı deliller gösterir. Sorduğu sorulara müslüman alimler cevap veremez, bu konuda yetersiz kalırlar. Rahip, Semerkant Sultanı Halit’e haber göndererek ona: “Alimlerinizle yarışmaya geldim. Eğer alimlerinizden birisi beni yenerse müslüman olurum. Bütün servetimi de İslam dini için harcar, bu dinin yayılmasına çalışırım. Şayet galip gelirsem, Semerkant’ın vergisini isterim” der. Bunun üzerine Sultan Halil alimleri toplayarak durumu anlatır. Alimler hep bir ağızdan “Bu rahip kimdir ki, cevap vermekte aciz kalalım. Onunla her yerde, her zaman yarışmaya hazırız” derler.

Rahip ve Alimler Camide Toplanıyor

Aralarında bir gün tayin ederek rahip ile alimler camide toplanırlar. Halk arasında, rahip mi yoksa alimler mi galip gelecek diye bir merak vardır. Rahip sorularını sormaya başlar, fakat sorulan sorulara karşı alimlerin verdikleri cevaplar ikna edici değildir. Durum karşısında kibirlenen rahip sultana : “O kadar çok yer gördüm ki, dünya üzerinde görmediğim neredeyse hiçbir yer kalmadı. Gittiğim diyarlarda sorduğum suallere hiçbir alim cevap veremedi. Bu yüzden sizin birkaç aliminizin sorularıma cevap verememesi beni şaşırtmadı. “der. Sultan çok üzülür. Bu sırada alimlerden bazıları sultanın huzuruna çıkıp: “Efendim! Bu rahibin sorularına ancak Seyyid Alaeddin Ali Semerkandı cevap verir. Sadece o, rahibin üstesinden gelir. Yalnız kendisi nefsi terbiye için 40 günlük bir yalnızlığa girdi” derler. Bunu duyan sultan çok sevinir ve rahibe 40 gün zaman istediğini bildirir.

Peygamberin Seyyid Alaeddin’den İsteği

Hemen Seyyid Alaeddin’e verilmek üzere bir mektup yazdırılır. Mektup gönderilmek üzereyken saraya birisi gelir ve sultana bir mektup sunar. Sultan, mektubu okuyunca hayretler içinde kalır. Sevincinden ne yapacağını şaşırır. Orada bulunan alimler, merak içinde sultana bu kadar sevinmesinin sebebini sorarlar. Bunun üzerine Sultan mektubu getiren kimseye, sesli olarak mektubu okumasını söyler. Mektupta şunlar yazıyordur. “İslamın emir ve yasaklarını bildirmek için dışarı çık. Semerkant’a git. Orada ümmetimin alimlerine cefa veren bir rahip geldi. Ona lazım olan cevabı vererek hidayete gelmesine vesile ol.Ümmetimi de sıkıntıdan kurtar. Bu haberi size ulaştırmak amacıyla Derviş Cihangir’i gönderiyorum. Bugün, biz de gelirdik. Fakat peygamber efendimizin ziyareti üzerine yarına kaldık”

Yaşanmış Gerçek Dini Hikayeler – Seyyid Alaeddin Ali Semerkandı

Seyyid Alaeddin ‘den gelen bu mektubu herkes hayretle dinliyordu. Alaeddin’ın bulunduğu yer ile Senıerkant arasında 17 günlük yol vardı. Alimler, Seyyid Alaeddin’in mektupta yazıldığı gibi bir günde bu yolu katedip  Semerkant’a geleceğini öğrendiklerinde, çok şaşırırlar. Ertesi gün sabah namazından sonra Seyyid Alaeddin’i karşılamak için Sultan Halid şehir dışına çıkıp beklemeye başlar.

Kısa bir süre sonra Seyyid Alaeddin ve arkasında pek çok evliya grup halinde görünürler. Alaeddin, beyaz bir ata binmiş yeşil elbiseler giymiştir. Bu müthiş görüntü karşısında, tüm halk gelen gruba doğru yürümeye başlar. Sultan Seyyid Alaeddin Ali Semerkandı’ nın elini öper. O da sultanın gözlerinden öptükten sonra “Ey Sultan Halid! O rahip dostlarımızı üzmüş. Bu yüzden peygamber efendimiz buraya gelmemi buyurdu. Allah’ın izniyle rahibin hidayete gelmesine vesile olacağız” der.

Seyyid Alaeddin Ali Semerkandı ve Rahip Bir Araya Geliyor

Cemaat camide toplanıp rahibe haber gönderilir. Nihayet Rahip camiye gelir, Seyyid Alaeddin Ali Semerkandı görünce heybetinden titremeye başlar ve “Ben Allahü tealaya ve onun Resulü Muhammed Aleyhisselamın peygamberliğine inandım” dedikten sonra Seyyid Alaeddin’in elini öper ve şunları söyler: “Bu gece rüyamda sizi gördüm. Bütün sorularımı sorup, kalbimin şifası olan cevaplarınızı öğrendim. Artık hiçbir şüphem yoktur. İslamiyetin hak din olduğunu anladım. İman edip müslüman olmakla şereflendim”

Olanlara herkes hayret eder ve sevinir. Alaeddin rahibe dostlarımızın da istifade etmesi için soru sorun der. Rahip de sorar: “İsa Peygamberin ölüleri diriltirdi, bu ümmetten böyle bir şey olmuş mudur? Bunun cevabını istiyorum”

Soru sorulduğu vakit Sultan Halid’in hasta olan kızı ile ilgili bir haber gelir. Halid’in sarayından gelen bir hizmetçi:“Efendim hasta olan kızınız ruhunu teslim etti” der. Bu haber karşısında herkes çok üzülür. Seyyid Alaeddin başını öne eğip Allah’a yalvarmaya başlar. Herkes Seyyid’in bir şeyler söylemesini bekler, adeta çıt çıkmıyordur. Bu vaziyette aradan 3 saat geçer. Sonunda Seyyid Alaeddin başını kaldırarak, tebessüm eder ve “Ey sultan! Kızınız, Allah’ın izniyle sıhhate kavuştu. Şu anda yemek yiyor. Sarayınıza gidin ve onu görün” der. Bu haber herkesi çok heyecanlandırır. Böylece rahip de cevabını almış olur.

Kısa Dini Hikayeler – Abdülehad Nuri Efendi

Abdülehad Nuri Efendi henüz üç yaşındayken babasını kaybeder. Bu yüzden dayısı Abdülmecit Sivasi’nin yanında yetişir. Bir gün devrin padişahı Sultan Üçüncü Mehmed Han Abdülehad ‘ın dayısını İstanbul’a davet eder ve Abdülmecit Sivasi yeğeniyle birlikte İstanbul’u yerleşir. Burada Abdülehad Nuri medrese eğitimi görür. 24 yaşında kitap yazmaya başlar.

Bir süre sonra Abdülehad Efendi camilerde vaaz vermeye başlar. Bir gün Süleymaniye Camiinde vaaz verdiği sırada kürsüye bir kağıt konur. Bu o dönemde alışılagelmiş bir şeydir. İmamlar vaazdan sonra, kürsüye konan kağıt varsa okurlardı. Abdülehad Efendi kürsüye bırakılan kağıdı okur. Kağıtta “Sizin ermiş biri olduğunuz söyleniyor. Ermiş kişi Allah’ın taktiri ile ne isterse yaparmış. Eğer ermiş iseniz, beni burada öldürün de görelim “ yazıyordur.

Abdülehad Efendi yazıyı okuyunca: “Cahillik insana neler söyletiyor. Biz aciz bir kuluz. Halk ise bizi evliya olarak görür.” diye söylenir. Bir süre sonra caminin içinde bir çığlık duyulur. Kağıdı yazıp kürsüye bırakan kişi oracıkta ölmüştür.

Yaşanmış Gerçek Dini Hikayeler - Abdülehad Nuri Efendi

Yaşanmış Gerçek Dini Hikayeler – Abdülehad Nuri Efendi

İsmailzade Efendi’nin Hasta Oğlu

Kudüs ve Kahire’de kadılık yapmış olan İsmailzade Efendi, Abdülehad Nuri ’nin dergahına yakın bir yerde oturuyordur. Bir gün dergaha acele ile gelerek: “Efendim! malumunuz, bir oğlum kaldı. O da çaresiz bir hastalığa yakalandı, ölmek üzere. Duanızı ve himmetlerinizi istemeye geldim “der.

Abdülehad Nuri Efendi, durum karşısında kendisinin yapacak bir şeyi olmadığını söyler, fakat İsmailzade Efendi ise ısrarla hayırlı bir dua okumadıktan sonra onun yanından ayrılmayacağını söyler. Bunun üzerine Abdülehad Efendi, İsmailzade Efendi ile beraber hasta çocuğun yatağına giderler.

Eve vardıktan sonra Abdülehad Efendi  iki rekat namaz kılar ve sonra dua etmeye başlar. Hiç kıpırdamadan yatmaya devam eden çocuk bir süre sonra kalkıp odanın etrafında dolaşmaya başlar. Çocuğunun sıhhatine kavuştuğunu gören babası İsmailzade Efendi Abdülehad Nuri Efendi’ye teşekkür eder.

Abdülehad Nuri Efendi 1650 senesinde talebeleriyle birlikte Rumelihisarı ‘na gider. Bir ara sohbet ederken bulananlardan biri: “Efendim, Evliyalar Allahü tealanın izni ile toprağı altın yapabilirler. Sizden böyle bir şey istiyorum” der. Bunun üzerine, Abdülehad Nuri Efendi besmele çekip yerden bir avuç toprak alır ve dervişin avucuna koyar. Bir anda Dervişin avucunda birkaç altın meydana gelir ve bir tanesi de yere düşer. Ali Dede isminde bir öğrenci de yere düşen bu altını alıp koynuna koyar.

Aradan yıllar geçer. Bir gün Abdülehad Efendi koynuna altın saklayan öğrenciyi görür ve ona “Aldığın altını ne yaptın?” diye sorar. O da “ Altını canım gibi muhafaza ediyorum. Bu kadar zengin olmamı bu altına borçluyum “ der.

Hamam Suyu Kadar Sıcak Deniz

Bir gün Abdülehad Nuri Efendi öğrencileriyle Kandilli taraflarına gider. Orada öğrenciler denize girmek için izin isterler. Abdülehad Efendi de izin verir. Bir öğrenci hariç herkes denize girer. Bunun üzerine Abdülehad Efendi o öğrencinin yanına giderek “Sen neden denize girmiyorsun?” diye sorar. Öğrenci de “Efendim! Vücudum zayıftır, soğuk suya dayanmaz ” diyerek üzülür. Bunun üzerine, Abdülehad Efendi, çocuğun elini tutarak: “Deniz suyu hamamın suyu gibi sıcak olabilir. Deniz suyu sıhhat için de faydalıdır. Hiç çekinmeden suya girebilirsin” der. Deniz suyunun bir anda hamam suyu kadar sıcaklaştığını gören öğrenci hayretler içinde kalır.

Fırtınalı Deniz

Abdülehad Nuri Efendi öğrencileri arasından birinin bir iş için Üsküdar’a gidip gelmesini ister. Fakat o gün çok fırtına olduğu için kimse gitmeye cesaret edemez. Bu yüzden öğrencilerinden hiç kimse “Ben gidip gelirim” diyemez. Bir süre sonra içlerinden birisi cesaret bulup ayağa kalkar ve “ Ben giderim” der.

Abdülehad Nuri Efendi de öğrenciye “Selametle gidip gel” diye dua eder. Öğrenci, Eminönü’ne geldiğinde yüz kadar kayıkçıdan ancak birini Üsküdar’a gitmek için ikna edebilir. Kayıklardan birisini denize indirdiler. 500 metre gitmeden fırtına diner ve deniz sakinleşir.

Benzer Yaşanmış Gerçek Dini Hikayeler – Kısa Dini Hikayeler okumak için:

1-Dini Hikayeler
2-Evliya Hikayeleri – Evliya Emir Ahmet Buhari
3-Kısa Dini Hikayeler

Ayrıca Abdülehad Nuri Efendi ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Evliya Hikayeleri – Kısa Dini Hikayeler Oku – Evliya Emir Ahmet Buhari

Evliya Hikayeleri – Kısa Dini Hikayeler

Evliya Hikayeleri başlıklı yazıda bugün size İstanbul Evliyaları arasında gösterilen Evliya Emir Ahmet Buhari’ nin eski bir gazete ekinde okuduğum hikayesini paylaşacağım. Yaklaşık 25 sene önce yayımlanan gazete ekinin kısa dini hikayeler bölümünde yer alan hikaye paranormal bir hikaye. Bu yüzden inanıp inanmamak size kalmış. Yalnız hikayeyi anlatmadan önce bir konuyu değinmekte fayda var. Günümüzde hala evliyalardan, şeyhlerden, vb. yardım bekleyen insanlar mevcut. Bunun en önemli nedeni cahillik ve bize gönderilen Kuran-ı Kerim’den bihaber olunmasıdır. Halbuki Kuran’ın daha başında yer alan Fatiha süresine baksak, bu konu ile ilgili surenin içerisinde “İyyake na’büdü ve iyyake nestain” geçtiğini görebiliriz. Türkçesi şöyledir: “Biz yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dileriz ” Bu yüzden Allah’tan başkasına kulluk etmeyin ve Allah’tan başkasından yardım dilemeyin diyerek hikayeye geçiyorum. Bu arada bu tarz paranormal hikayelere inanmıyorum, sadece Kuran’da geçen paranormal olaylar ve dini kıssalara inanıyorum. Bunun nedeni de Kuran’ın Allah’ın sözü olmasıdır.

İstanbul Evliyaları – Evliya Emir Ahmet Buhari

Emir Ahmet Buhari Istanbul Fatih’te yaşadı. Doğum tarihi net bilinmiyor. 1516 yılında Fatih’te vefat etti. Küçük yaşlarda Hace Ubeydullah Ahrar’dan dersler aldı. Buhari, insanlara doğru yolu göstermek için Kütahya’nın Simav kasabasına gelen evliya Abdullah İlahi’nin yanında yetişmeye başladı. Birlikte Nakşibendi tarikatını Anadolu’da yaymaya başladı.

Evliya Hikayeleri - İstanbul Evliyaları
Evliya Hikayeleri – İstanbul Evliyaları

Bir gün Emir Ahmet Buhari’ nin torunu Necmi Çelebi şiddetli bir hastalığa yakalandı. Şehirdeki bütün doktorların muayene etmesine rağmen onu iyileştiremiyorlardı. Verdikleri ilaçlar tesirsiz kalıyordu. Babası Mahmut Çelebi oğlunun iyi olacağından ümidini kesmeye başladı. Yakınlarından biri “Ahmet Buhari’ye haber verelim gelsin dua etsin” dedi. Buhari eve geldiğinde hastanın nabzı çok hafif atıyordu. Buhari hastaya Kur’an-ı Kerim okuduktan sonra ellerini kaldırıp dua etti. Kısa bir süre sonra gözlerini açan hasta, başucunda duran Emir Ahmet Buhari’yi görünce yataktan kalkıp ellerinden öptü.

Ahmet Buhari çalışmayı çok severdi. Simav’da kaldığı sürede gece-gündüz çalışırdı. Emir Ahmet Buhari 1516 yılında öğrencilerine vasiyetini yazdırdı. Vasiyeti “Mezarımı, mescidimin güneyindeki duvar dibine koyun. Yanındaki defne ağacını kesmeyin” şeklindeydi. Emir Ahmet Buhari vefat ettikten sonra bedenini yıkayan Mahmut Çelebi defin esnasında yaşadığı olayları şöyle anlatıyor:

İstanbul Evliyaları - Evliya Hikayeleri
İstanbul Evliyaları – Evliya Hikayeleri

Evliya Emir Ahmet Buhari’nin Defni Sırasında Yaşanan Olay

“Mübarek bedeni şu fakir yıkadı. Bir öğrenci arkadaşım da su döküyordu. Yıkama esnasında üç defa gözünü açtı. Etrafına baktı. Hiç konuşmadan tekrar gözlerini kapattı. Kıbleye kendisi döndü mezara indirildikten sonra kıbleye doğru sağ yanı üzerine döndü. Cenazede olanlar hayretler içinde salavat getirmeye başladı. Daha sonra mezar toprakla kapatıldı. Öğrenciler mezarın üzeri belli olması için ağaçla örtmek istediler. Kabrin yanında bulunan ağacı keserek mezarın üzerini örtmeyi uygun gördüler. Ben müsaade etmedim, öğrenciler ısrar ettiler. Daha sonra öğrenciler mezarlığın yanındaki ağacı kesmişler. Kabrin etrafını duvar yapıp üzerini örtmüşler. Kısa bir süre sonra o taşların arasından aynı ağaç çıkıp büyümeye başlamış. Öğrenciler ağacın tekrar çıktığını görünce çok şaşırmışlar. Korku içinde gelip anlattılar. Mezarlığa gittiğimde öğrencilere Emir Ahmet Buhari’nin vasiyetini hatırlattım”. Emir Ahmet Buhari’nin mezarı Fatih Camii’nin batısındaki Emir Buhari Camii’nin yanındadır.

Benzer Paranormal Hikayeler İçin:

1-Gizemli Olaylar
2-Yaşanmış Sıradışı Olaylar
3-Dünyanın En Korkunç Resmi ve Yaşanmış Olayları

Evliya Emir Ahmet Buhari hakkında daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.