Efsane Galatasaraylı Amigo Karıncaezmez Şevki Güney

Karıncaezmez Lakaplı Ünlü Galatasaray Taraftarı ve Amigosu Şevki Güney

Karıncaezmez Şevki Güney… Yalnız Türkiye’de değil, belki de dünyada eşine ender rastlanan kulüp taraftarlarından biri olan ve «Karıncaezmez» adı ile tanınan Şevki Güney, uğruna her şeyini harcadığı kulübünün idarecileri, kendisine sıkışık bir zamanında en ufak bir yardımdan kaçındıkları, kulüp aşkı yüzünden ailesi ile darıldığı ve iki sene çocukları perişan halde sokaklarda kaldığı için, Galatasaray’a darılmış, maçlara da gitmiyormuş. Ama üzerinde hala sarı – kırmızı forma var.

Karıncaezmez Şevki Güney Otomobili ve Selamı
Karıncaezmez Şevki Güney Otomobili ve Selamı

Efsane Amigo Karıncaezmez Şevki Güney

— Onların yüzünden şu «Kahve değirmeni» ile kaldım. Yoksa şimdi benim de altımda 65 model bir otomobil bulunur, evim, param olurdu. Bugün tamamen iflas etmiş bir haldeyim. Galatasaray’ın renklerini, ismini, propagandasını yaptığım halde, bana hiç kimse yardım elini uzatmadı. Bu yüzden zaman zaman müşterilerimle fena kişi oldum, çalışamaz hale geldim. Şimdi biraz param olsa, hemen sarı – kırmızı renklerle mezarımı yaptırıp, ailece üzerinde resmimizi çektirecek ve bütün tanıdıklarıma dağıtacağım… Dertli Karıncaezmez içini döktükten sonra, transfer mevzusuna temas etmek mümkün olabildi.

— Yeni futbolcuları tanımıyorum, fakat duyuyor ve okuyorum. Her takımı bir hayli gençleştirmek ve bunun için gereken parayı harcamak lazım.
— Ya eskiler için ne düşünüyorsun?
— Galatasaray Metin için, Metin de Galatasaray için her şeyi yaptı. Artık onlar etle tırnak oldular. Metin, kulübün vaziyetini düşünerek fazla istememeli, kulüp de bu emektar ve klas futbolcusuna 70 – 80 bin lira vererek işi halletmelidir. Ayhan ve Talat’a da 35 – 40 bin lira yeter…

Benzer Yazılar:
1-İlginç Hikayeler :İngiliz Büyücü Sinan’ın Aklını Başından Aldı
2-Komik Fotoromanlar
3-Tarkan’ın Eski Hayatı ve Fotoğrafları

Çocuğun Doğmadan Önce Geçirdiği Safhalar

Çocuğun Doğmadan Önce Geçirdiği Safhalar

Çocuğun doğmadan önce geçirdiği safhalar konulu nostaljik bir yazıyla yine karşınızdayız. Eski dergi arşivimden seçtiğim bu yazıda bebeğin ana rahmindeki mucizevi gelişimi anlatılmaya çalışılmış. Gelin hep birlikte yarım asır önceye seyahat edelim.

Atom ve feza çağındayız. Ama Allah’ın yarattığı harikalara kıyasla gene de çok gerideyiz. İnsanın, sadece ana karnındaki teşekkülü
sırasında geçirdiği safhaların, ne derece nizam ve mükemmeliyetle cereyan ettiğini düşünmek, bu gerçeği ortaya koyabilir.

Bebeğin Ana Rahmindeki Mucizevi Gelişimi
Bebeğin Ana Rahmindeki Mucizevi Gelişimi

En Mükemmel Eser, Gene Allah Elinden Çıkıyor

Tabiattaki en gelişmiş canlı sayabileceğimiz insanın teşekkülü, ana karnında geçirdiği safhalar, gerçekten mucize denilecek kadar ince ve karışık bir olaydır. Çoğumuz, bir çocuğun ana karnında belirli bir müddet gelişip büyüdükten sonra doğum yapılmak suretiyle dünyaya geldiğinden başka bilgiye sahip değilizdir. Halbuki bir çocuk doğana kadar geçirdiği safhalar gerçekten en meraklı hikayeden daha meraklı, en heyecanlı hadiseden daha heyecanlıdır.

Üzüm salkımı gibi 150 taneli bir üzüm salkımı düşünün, ama büyüklüğü gözle bakıldığı zaman bir nokta kadar olsun. İşte insanın ilkel hali budur. Gene düşünün ki, bu salkımın her bir tanesi anne karnında ayrı bir hücre olarak büyüyecek, beslenecek, gelişecek ve belirli bir zaman sonra ortaya bedeni, ruhu, organları ile küçücük bir insan çıkacak…

Çocuğun Doğmadan Önce Geçirdiği Safhalar
Çocuğun Doğmadan Önce Geçirdiği Safhalar

Ana Rahmindeki Gizemli Hayat

Bir çocuğun doğmaya namzet oluşundan, doğuşa kadar geçirdiği safhalar gayet ölçülü ve programlıdır. Çocuk, ana rahminde teşekkül ettiği andan itibaren 6 günlük oluncaya kadar adeta bir göçebe hayatı yaşar. Henüz belirli bir şekle sahip değildir. Bu şekilsiz cisim sabit bir noktada kalmayıp devamlı hareket halindedir. İlk hafta geçtikten sonra bu insan nüvesi anne rahminde kendisine bir yer bulur, buraya yerleşir ve yavaş yavaş annesinden besi maddeleri almaya başlar. Bir ay sonra cenin tamamen teşekkül etmiştir. Boyu 8 mm. dir. Daha 25 günlükken kalp dakikada 65 defa atmaya başlamıştır. Baş, gövdeye nispetle epey büyüktür. Yavaş yavaş el ve parmakları meydana çıkar. Ana ile çocuk arasında besi bakımından sıkı bir rabıta vardır.

Üçüncü ayda cenin 3 aylık olunca artık ayrı bir insan özellikleri kazanmaya başlar. Ağırlığı umumiyetle 30 gramdır. Ayaklarını oynatır. Kendi kendine ağzını açıp kapama, yutkunma ve nefes alma temrinleri yapar. Gerçi bu safhada gerekli oksijeni henüz annesi vasıtasıyla almaktadır ama, ilerisi için bu zamandan kendini hazırlamaya başlar. Beden hareketleri bu çağdan daha da önce başlamıştır ama, anne, çocuğun hareketini ilk defa 3 aylık olduktan sonra duyabilir. Bütün bu bilgiler, erken doğan ve fazla yaşamayan çocuklar üzerindeki incelemelerden ortaya çıkarılmaktadır.

3. Ayda Allah Bebekte Tüm Mimari Rötuşları Tamamlar

6 haftalık ceninlerin tetkikinde bu çağdaki canlının hareketlerinin çok hudutlu ve belirli olduğu görülmüştür. Ancak 3 aylık olan çocuklarda, ilk doğduğu zamankilere eşit bir hareket etme kabiliyeti dikkati çekmektedir. Üç aylık oluncaya kadar çocukta tam teşekkül etmiş bir yüz de yoktur. Üç ay dolunca, yüz şekilleri meydana çıkar ve gene üç aylıkken çocuk anneye veya babaya benzeyen hatları alır. Sade gözleri kapalıdır. Bu altı aylık olana kadar devam eder.

Üçüncü aydan sonra organik şekillenme aslında cenin iki aylıkken sona ermiş ve 3 ay dolunca Allah artık çocuktaki bütün mimari rötuşları tamamlamıştır. Hele dört aylık olunca, yeni doğduğu zamanki vasıfların hepsine artık sahip haldedir. Bugünkü atom ve feza devrinde, en ince ve karışık hesaplarla bile altından çıkılamayacak olan tabiatın bu harika işlemi, hala ilmi meşgul eden ve hayranlık toplayan bir olay sayılmaktadır.

Çocuğun Doğmadan Önce Geçirdiği Safhalar

Beşinci hafta: 8 mm. boyu vardır. Bütün iç organlar şekillenmiştir.
Altıncı hafta: 12 mm. olmuştur. Resimdeki yuvarlak çıkıntı kalptir.
On birinci hafta: 27 mm. dir. Kollar ve bacaklar ortaya çıkmıştır.
Üç Aylık: 40 ınm. boyu vardır. Çocuk artık uzuvlarını oynatmaya başlar.
Dört Aylık: Ceninin boyu 16 santimi bulmuştur. Ağırlığı 125 gr. kadardır. Anne artık karnında çocuğun hareket ettiğini açıkça duyabilmektedir.

Paylaştığım yazı hoşunuza gittiyse aşağıdaki yazılara da göz atabilirsiniz.

1Lanetli Bebek Hikayesi
2-Oyuncak Bebek Korku Hikayesi
3-Nostaljik Pembe Diziler

İlk Robotlar – Claus Scholz’un Nostaljik Hizmetçi Robotu MM7

ilk Robotlar- Claus Scholz MM7 

ilk robotlar konulu makalede bugün sizlere eski nostaljik robotlardan biri olan Claus Scholz yapımı MM7 hizmetçi robotundan bahsedeceğiz. Sizi şimdi yarım asır önceye götürüyoruz. İyi okumalar…

Eski Nostaljik Robotlar

Evinde bir hizmetçi gibi kullandığı bu robotun yaratıcısı Viyanalı mühendis, yakın bir gelecekte düşünüp konuşabilen daha mütekamil bir robot yapacağını iddia ediyor!.. Avusturya’nın başkenti Viyana’da öteden beri robot imalatı ile ün salmış Claus Scholz adında bir mühendis vardır. Bu mühendisin en büyük meraklarından biri, sık sık gazetecileri evine davet edip, onlara bu alanda kaydettiği ilerlemeleri göstermektir. Her seferinde mühendisin davetine icabet eden gazeteciler, gördükleri teknik mucizeler karşısında hayret etmekten kendilerini alıkoyamıyorlar!

ilk Robotlar - Nostaljik Hizmetçi Robotu
ilk Robotlar – Nostaljik Hizmetçi Robotu

Bay Claus Scholz’un son gösterisi de gazeteciler için gene bir hayret vesilesi oldu. Bu gösteride Scholz, son derece inkişaf ettirdiği bir hizmetçi robotu basın mensuplarına takdim etti. Bu mütekamil robot eve gelen ziyaretçilere kapıyı açıp kendilerini içeri buyur edebiliyor, telefon çaldığı ve evde kimse bulunmadığı zaman açıp evde kimsenin olmadığını söylüyor, verilen bir numarayı telefonda arayıp buluyor, elektrik süpürgesi kullanarak yerleri silebiliyor ve nihayet misafirlere içki de ikram edebiliyor. Bütün bunlara Bay Scholz’un davetine icabet eden gazeteciler bizzat şahit oldular ve hayret etmekten kendilerini alıkoyamıyorlar.

İnsan Gibi Düşünebilecek Yeni Robot

Ama Viyanalı mühendis bununla da yetinmek niyetinde değil. Onun asıl hedefi daha mükemmel, mantıklı bir robot yaratarak insanlığa büyük bir hizmette bulunmak. Öyle ki, yukarıda sayılan marifetler, yenilerinin yanında çocuk oyuncağı gibi kalacak! Scholz, çalışmaları müspet semere verirse, pek yakın gelecekte çok daha gelişmiş bir robotu gazetecilere gene takdim etmek fırsatını bulacağını umuyor ve, ” O zaman şimdi gördüğünüz robotun basitliğini anlayacaksınız” diyor. İstikbalin robotu Bay Scholz ilerde imal edeceği robotun meziyetlerini de şöyle sıralıyor: Yeni robot bir insan gibi düşünebilecek! Mesela efendisi kendisine filanca yere otomobille git dediği zaman, evden çıkacak, arabaya binecek, bütün trafik kaidelerine riayet ederek, icabında frene basmasını da bilerek dilediği yere varacak!

İlk Robotlar - Claus Scholz MM7 Nostaljik Hizmetçi Robotu
İlk Robotlar – Claus Scholz MM7 Nostaljik Hizmetçi Robotu

Konuşabilen ve Yalnız Mantıklı Emirleri Uygulayan Robot

Sonra konuşacak da. Bazı sorulara cevap verecek. Emirler arasında bir ayırma yaparak, mantıklı olduğunu ispat edecek. Mesela kendisinden bir bardak bira istendiği zaman getirecek, fakat pencereden aşağı atla dendiğinde, bunun mantıksız bir emir olduğunu anlayıp, söyleneni yapmayacak! Bay Scholz’un iddialarını gerçekleştirecek bir robot yapması her halde oldukça heyecan yaratacak ve aynı zamanda korku dolu hikayelere de konu olacaktır. Şimdiye kadar bu alandaki başarılarını bilenler, Scholz’un bu sefer de dediğini yapacağına inanmaktadırlar.

İlerde robotlarından bilhassa telefon santrallerinde çok iyi faydalanılacağını söyleyen Viyanalı mühendis, her şeyi elektronik bir düzen sayesinde temin ettiğini ve bu elektronik sisteme, inşaat laboratuvar şifresi olarak (MM7 selektörü) rumuzunu verdiğini söylemektedir. İnsanların öteden beri robot yaratma hevesini çok iyi bilen Bay Scholz, son derece gizli tuttuğu sistemi ile hayalindeki robotu gerçekleştirebilirse, muhakkak ki, çok iyi de iş yapabilecek ve zengin de olacaktır! Bakalım Bay Scholz, iddia ettiği şeyleri gerçekleştirebilecek mi…

Bu içerik hoşunuza gittiyse eminiz ilk Türk robot ile ilgili içerik de hoşunuza gidecektir. Ayrıca yazımdan ayrılmadan, ilk robotlar arasında belki de en etkileyici robot olan Claus Scholz’un MM7 hizmetçi robotu ile ilgili nostaljik youtube videosunu da buradan izleyebilirsiniz.

İngiliz Büyücü, Sinan’ın Aklını Başından Aldı

Yaşanmış ilginç Hikayeler – Aşk Büyüsü İle Basireti Bağlanan Sinan

Yaşanmış ilginç hikayeler konu başlıklı yazımda bugün aşk büyüsü ile basireti bağlanan pizza boy Sinan’ın hikayesini anlatacağım. Büyücü Alice Hartley yakışıklı pizzacı Sinan’ı yaptığı bir büyüyle kendisine bağlayıp evlendi. Peki nasıl oldu bu olay?

Tatil İçin Gelinen Antalya Sahilleri

Bir süre önce tatilini geçirmek için Türkiye’ye gelen Alice Hartley, önce Antalya sahillerinde güzel günler geçirmişti. Tatilinin son günlerine doğru İstanbul’a geçen Alice, bir pizzacıda garsonluk yapan Türk gencine sırılsıklam aşık oldu.

İngiltere’de 12 yıldır profesyonel olarak büyücülük yapan Alice Hartley, bu işten büyük bir servetin sahibi olmuştu. Büyücülük mesleğini büyük annesinden öğrendiğini belirten Hartley yaşadığı olayı şöyle anlatıyor:

-Benim ninem, bir Kızılderili ile evliydi. Ninemin kocası da ünlü bir büyücüydü. Ninem, büyücülüğü kocasından öğrenmişti. Daha sonraki yıllarda ben de büyücülüğe büyük merak sarmıştım. Ninemden bu işin bütün sırlarını öğrendim. Ninem öldükten sonra herkes bana gelip, sevdiklerine veya sevmediklerine büyü yapmamı istedi. Birden bire büyücü olup çıkmıştım.

Müşterilerim genellikle ünlü ve zengin kişilerdi. Yaptığım büyülerden sonra bana büyük paralar veriyorlardı. Bu işi çok sevmiştim. Kısa sürede zengin olmuştum. Kendime lüks bir ev ve pahalı mücevherler almıştım. 12 yıl boyunca hiç dinlenmeden büyücülük yaptım. Özel bir hayatım bile yoktu. Yapayalnızdım. Duygularımı paylaşacak bir erkek arkadaşım bile yoktu. Bana büyü yaptırmak için gelen müşterilerin, tatile çıkmam gerektiğini ve Türkiye’nin çok güzel bir tatil cenneti olduğunu söylüyorlardı. Ben de bunun iyi bir fikir olduğunu düşünerek, tatile çıkmaya karar verdim.

Tatil Cenneti Türkiye’ye Yolculuk ve Antalya’da İlk Aşk

Bütün düşüncelerim çok hızla gelişti ve kendimi bir anda Türkiye’de buldum. O herkesin övgüler yağdırdığı tatil cennetinde yani Antalya’da ilk günlerim çok güzel geçiyordu. Denize giriyor, güneşleniyordum. Zaman su gibi akıp geçiyordu. Fakat burada da Türk erkekleri benimle ilgilenmiyordu. Beni güzel bulmuyorlardı. Genellikle güzel turistlerin peşinde koşan Türk erkekleri beni fazla kilolu buluyor ve beğenmiyorlardı. Oysa diğer İngiliz kızları, her gece başka başka Türk erkekleriyle çıkıyorlardı. Bu durum beni çıldırtıyordu.

Antalya’dan ayrılıp Türkiye’nin kalbi olan Istanbul’a gitmeye ve şansımı bir de orada denemeye karar vermiştim. İlk uçakla İstanbul’a gelip, güzel bir otele yerleşmiştim. Ertesi gün, sabah erkenden kalkıp, İstanbul’un tarihi ve turistik yerlerini gezmeye karar vermiştim… İstanbul’u çok güzel bulmuştum. Fakat çok kalabalık bir şehirdi İstanbul.

Yaşanmış ilginç Hikayeler
Yaşanmış ilginç Hikayeler – Aşk Büyüsü

İstanbul’un Tarihi Turistik Yerlerini Gezerken Tanışılan Pizzacı 

Öğlen saatleri olmuştu ve karnım çok acıkmıştı. Birden bir pizzacının önünden geçtiğimi fark ettim. Hemen içeriye daldım ve garsona kocaman bir pizza siparişi verdim. İşte o anda vurulmuştum. Kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. Garsondan çok etkilenmiştim. Sade bir Türk erkeğine benziyordu. Güler yüzlü hali beni perişan etmişti.

Onunla tanışmayı düşündüm. Pizzamı getirince ona gülümsedim ve ismimi söyledim. Tanışmıştık artık, mutluluktan pizzamı nasıl yediğimi bile bilmiyorum. Pizzacıdan ayrıldıktan sonra ona cep telefonu numaramı verdim ve beni aramasını bekledim. Ne yazık ki o gece Sinan beni aramamıştı. Beklemekten vazgeçtiğimde, neredeyse sabah olmak üzereydi. Çok kızmıştım çünkü Sinan beni beğenmemişti.

Aşk Büyüsü Yapılan Sinan Alice ile Evleniyor

Birden aklıma müşterilerime yaptığım büyüler geldi. Yüzlerce kadını, erkeklere aşık eden büyülerim. Hemen o büyülerden birini yaptım ve sabah erkenden o pizzacıya gittim.Sinan oradaydı, yanıma geldi ve siparişimi aldı. Bu sırada ben büyücülüğümü göstermiştim bile. Bu kez hiç şansı yoktu.

Büyü etkisini gösterdi. Artık Sinan’ın gözü benden başka kimseyi görmüyordu. Sinan ile o gece buluştuk ve müthiş bir gece geçirdik. Birkaç gün içinde birbirimize aşık olduk. Ona benimle İngiltere’ye gelmesini söyledim. Sinan bu fikrime sıcak baktı. Şimdi İngiltere’de mutlu bir evliliğimiz var. Artık büyücülük de yapmıyorum.

Yaşanmış ilginç hikayeler başlıklı yazı hoşunuza gittiyse, alttaki benzer hikayeleri de okuyabilirsiniz

1-Evliya Hikayeleri – Kısa Dini Hikayeler – Evliya Emir Ahmet Buhari
2-Yaşanmış Sıradışı Olaylar
3-Yaşanmış Korku Hikayeleri – Yaşanmış Korkunç Kısa Hikayeler

Osmanlı Döneminden İlginç Hikayeler

İlginç Hikayeler – Osmanlı Dönemi Padişah Öyküleri

ilginç hikayeler kategorisinde bugün sizinle paylaşacağımız Osmanlı Dönemi Padişah Öyküleri, tamamen yaşanmış gerçek tarihi olaylar üzerinden anlatılacaktır. Gelin şimdi İlginç Hikayeler neler birlikte bakalım

İlginç Hikayeler – Sultan Reşat’ın 5 Lira Saklama Oyunu

Sultan Reşat’ın 5 Lira Saklama Oyunu

Saray başkatibi Halit Ziya Uşaklıgil der ki: “Sultan Reşat’ın çocukça hareketleri vardı. Sarayda neşeli olduğu zamanlar, en büyük eğlencelerinden biri, odasında bir yere beş lira saklayıp, sonra bunu maiyetine aratmak ve bulana bağışlamaktı. Fakat Sultan Reşat parayı iyi saklamasını beceremez, ucu görünürdü. Arayanlar da, bunu görmüyorlarmış gibi davranıp oradan oraya saldırarak kan ter içinde kalırlar, padişah da buna katıla katıla gülerdi.

Nazardan Korkan Sultan Reşat (5. Mehmet)

Almanya’dan getirilen meşhur doktor Sultan Reşat’ı muayene ederken, vücudunun gevşek ve bitkin oluşuna hayret etti ve hayretini yanındakilere bildirdi. Sultan Reşat o sırada orada bulunan başyaveri Salih Paşa’ya “Ne diyor bu doktor” diye sordu. Salih Paşa ne desin, bir yalan uydurdu: “Şahane vücudunuzun letafetine hayran oldu doktor.” Padişahın hemen yüzü buruştu: “Ben nazardan korkarım. Söyleyin bir maşallah desin.”

Halit Ziya Uşaklıgil ve Şehzadeler

Sultan Reşat’ın Arnavutluğa kadar uzayan Rumeli seyahatinde maiyetinde bulunan, yaşlı başlı şehzadelerden biri Edirne’de saray baş katibidir. Halit Ziya (Uşaklıgil) Beye “Bu Meriç Fırat ile karışır, değil mi? Bu iki nehir nerede buluşurlar?” diye sorar. Zavallı Halit Ziya, ne desin? “Şehzade efendi hazretleri latife ediyor yahut kendini imtihana çekiyor zannında bulunmuşcasına gülüp, öyle geçiştiriyor…”

Gene Rumeli seyahatinde, İstanbul’dan sonra Çanakkale’ye çıkacakları sırada, gemide, bu sefer genç şehzadelerden biri, gene Halit Ziya Beye: «Şimdi Çanakkale boğazından çıkılınca Marmara’ya girmiş olacağız, değil mi?..”

Halit Ziya Bey, işi gene anlamamazlığa getirerek: “Evet, Selanik’ten dönüşte Çanakkale’den geçip Marmara’ya gireceğiz.» cevabını veriyor.

Hüseyin Cahid ‘in Tasaruf ile İlgili Yazısı

Hüseyin Cahid 1935’teki bir yazısında şöyle diyordu: “Benim bildiğim Anadolu çok idaresini bilen, para kıymetini iyi ölçen iktisada son derece riayet eden bir vatan köşesidir. Burada hatta zenginler evlerinde örülmüş yün çoraplar giyiyorlardı. Fakat bu adamlar biz İstanbullular gibi terziye, bakkala ve sarrafa borçlu değildirler. Burada hayat sade idi. Burada kahveciler şekersiz çayı ve kahveyi kırk paraya şekerlisini yüz paraya satıyorlardı. Bu tasarruf zihniyetinin bir millet için ne büyük bir hazine olduğunu bilelim. Çünkü Anadolu, para harcarken bizim kayıtsızlığımıza kapıldığı gün memleketin ekonomik sağlamlığından umudu kesmek icap eder..”

İlginç Hikayeler – Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa

Gazi Osman Paşa’nın Sultan Hamid’e (II. Abdülhamid) Verdiği Ders

Saltan Abdülhamid’in, bacak kadar Bendegan oğullarına bol keseden yaverlik rütbeleri verişine fena halde sinirlenen Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa nihayet dayanamayarak bir gün II. Abdülhamid’e, şöyle demişti: “Biz rütbeyi vatan uğrunda hizmet görerek kazandık. Halbuki siz, henüz ellerine silah alamayacak yaştaki çocuklara rütbeler veriyor, onları damatlığa kabul ediyorsunuz. Bu kadar kolay kazanılan rütbeden ne siz, ne de onlar bir hayır görür.”

Yunan Harbinde At Satın Alınması ve Gazi Osman

Yunan harbinde at satın alınması için yüzbin lira tahsisat ayrılmış, komisyona Gazi Osman Paşa da âza seçilmişti. Atlar alındıktan sonra kalan üç bin altın, II. Abdülhamid’in emri ile komisyon azasına dağıtılacaktı. Gazi Osman Paşa, hissesini getirdikleri vakit: “Kimin parasını, kime veriyorsunuz? Bu para milletindir. Ben bir tek kuruşunu dahi alamam!” diye hepsini reddetmiştir.

Gazi Osman Paşa’ya Hediye Edilen İçi Altın Dolu Karpuz   

Gazi Osman Paşa Romanya’da bulunduğu sırada, kendisine bir karpuz hediye etmişler. Fakat içi altın dolu bir karpuz!.. Bunu gören koca serdar: “Eyvah, demiş. Hem karpuzu berbat, hem bana fenalık etmişsiniz. Bu kadar fenalığa tahammül edemem. Bu dostluk değildir.” demiştir.

Tarihi İlginç Hikayeler -Mithat Paşa

Mithat Paşa: Meşruti Hükümet Değirmendir

Mithat Paşa Londra ‘da bulunduğu sırada bir gazetesi muhabirinin sorduğu soruyu şöyle cevaplandırmıştı:

“Benim nazarımda istipdat idaresi tıpkı iptidai bir değirmen dolabına benzer. Su değirmen dolabının üstüne çıktığı müddetçe bu dolap döner, değirmen de işler. Meşruti hükümet de bir nevi değirmendir. Fakat bu değirmenin mekanizmasını usulü ile harekete geçirerek isletmek lazımdır. Memleketimde idarenin başında bulunanlar hakkındaki temennim Allah vere da yani değirmeni, eski ve iptidai usullerle işletmeye kalkmamalarıdır.

Bundan korkuyorum. Çünkü istipdat sisteminin adamları, meşruti bir hükümetin muharrik kuvvetleri olarak iş göremezler.”

Ali Suavi’nin Hafızası

Ali Suavi dehşetli bir hafıza kuvvetine sahipti. Ramazanlarda arkadaşlarının zorlamasıyla camilerde derse çıktığı zamanlar mesela Hemzriye Kasidesi ‘ni ezberden okurdu. Bir gün kütüphanede memurdan nadir bir kitap istedi ve baştan okuduktan sonra kitabı memura geri verirken: “Aç ve dinle!…” dedi. Gerçekten de ilk sayfaları bülbül gibi ezberlemişti.

Takke Alacak Parası Olmayan Ahmet Rasim

Şapka kanunu çıktığı gün, bunca yıllık tarihçi ve yazar koca üstat Ahmet Rasim ‘in bez takke alacak parası yoktu. Çok yakın, çok eski ve bilhassa çok zengin bir arkadaşına şu sözleri gönderdi: “Sen fes devrinde de bin bir kere Avrupa’ya gittin, geldin. En az on beş, yirmi şapkan var. Kafa numaram elli yedidir. Bana onların en eskilerinden bir tanesini gönder.” Eski ve çok zengin arkadaş bu isteğe cevap bile vermedi. Ama yeni ve fakir bir arkadaşı sekiz liraya bir şapka alıp, Aka Gündüz ile ona gönderdi. ‘

Süleyman Nazif ve Güzel Kadın

Zamanının genç bir şairi, Süleyman Nazif ile Babıâli caddesinden inerken, karşıdan geçen güzel bir hanımı göstererek: “Üstat” demiş. “Onu bir iki yıl önce göremediğiniz için cidden üzülmelisiniz.” Bunun üzerine Süleyman Nazif sorar : “Niçin?” Şair cevap verir: “Çünkü, bir iki yıl önce daha genç ve güzeldi” Süleyman Nazif : Hayır, asıl onu  bir  iki yaş daha ihtiyarlamış gördüğüm için üzülüyorum.”

Lütfi Fikri Bey ‘in 1 yılda Yayımladığı 12 Gazete

İkinci Meşrutiyet Meclisi ‘nin ele avuca sığmaz muhaliflerinden Lütfi Fikri Bey, aynı zamanda pek inatçı bir gazeteci idi. ilk önce gazeteciliğe 29 Nisan 1911 günü “Tanzimat“ı yayımlamakla başladı. İki hafta sonra bu gazete Örfi İdare Kumandanlığı tarafından kapatılınca ertesi gün “Zühre” yi çıkardı. Bu da kapatılınca “Matbuat” ı çıkardı. Fakat Örfi İdare Kumandanlığı her çıkardığı gazeteyi şahsiyat yapıyor diye en çok bir aydan fazla yaşatmadığı için, Lütfi Fikri merhum işi inada bindirerek, bu kumandanlık ile bir nevi yarışa girdi ve Matbuat gazetesinden sonra 1912 Mayısına kadarki bir yıl içinde, her kapananın yerine hemen ertesi günü bir yenisini yani sıra ile: “Tazminat, Merih, Islahat, Meşrik, Tesirat, Takdirat, Teşkilat, Teminat ve Ifham”ı çıkardı…

Antik Mısırda Geçen Kısa Tarihi Hikayeler

Antik Mısırda Geçen Kısa Tarihi Hikayeler

Antik Mısır Mezar Süslemecisi

Kısa Tarihi Hikayeler
Kısa Tarihi Hikayeler

Kısa tarihi hikayeler, eski öyküler… Mısır anıtlarını seyrederken insan büyülenmişcesine kendinden geçer. Gerçekten de, bu anıtların yapımındaki teknik ustalık ve bütün yüzeyleri kaplayan süslemelerin mükemmelliği karşısında hayranlık duymamak elde değil.

İşçiler, mezarın girişini kapatan tahta iskeleyi kaldırıp ortalıktaki yapı gereçlerini topladılar. Şimdi mezarda çalışma sırası, o bölgenin en ünlü ve en zengin sanatçısı olan Ahmes Nefer’de. Çiçek hastalığına yakalanıp bir hafta içinde toprağa düşen en yüksek devlet görevlilerinden birinin mezarını süslemek üzere hemen işe başlayacak.

Ölünün akrabaları bütün duvarların fresklerle süslenmesini istediler. Fırçalarını, boyalarını ve kömür kalemlerini alarak mezara gelen Ahmes Nefer, henüz boş olan yüzeyleri tek tek ölçüp inceliyor. İçinde bir esin doğmaya başladı bile. Şimdiden kafasında pek çok kompozisyon tasarladı: balık avı sahneleri; avcıların ağlarına tutsak olmuş bir yaban kazı sürüsü. Ayrıca fresklerinde büyük şölenleri, tanrılara kurbanlar ve armağanlar sunuluşunu da canlandıracak.

Ölen kişiyi gerçeğe en uygun biçimde yansıtacak olan resimleri mezarın her yerine işlenecek. Böylece ölünün ruhu bütün bu resimlerin içine sığınıp günlük yaşantıyı anlatan sahnelere katılabilecek. Kısacası sanatçı bu yapıtıyla ölüye, öbür dünyada yaşamını sürdürebilmesi için bir şans tanıyacak. Ahmes Nefer bu çalışmasının karşılığında isterse 100 kile buğdayı, isterse 50 küp hurma şarabını tercih edebilir; ayrıca altın mücevherler de alacak. Ama en önemlisi, iş devam ettiği sürece, yani en azından bir yıl sanatçı ve ailesi geçim derdini hiç düşünmeyecekler.

Ahmes Nefer şanslı ve mutlu bir insan; herkes onun mesleğine saygı gösteriyor ve yetenekli bir sanatçı olduğunu kabul ediyor. Müşterilerinin hepsi zengin olduğu için sıkıntısız ve rahat bir hayat sürebiliyor.

Antik Mısır’da Mezar Hırsızları

Kısa Tarihi Hikayeler – Eski Öyküler

Mısır mezarlarındaki değerli hazinelerden ancak pek azı günümüze kadar gelebilmiştir. Çünkü Eski Çağ’dan beri hırsızlar mezarları yağma edip, zenginliği dillere destan olan bu hazineleri elde edebilmek için bütün yolları denediler.

Açlık ortalığı kırıp geçiriyor. Çakal yılından sonra şu sırtlan yılını da bir atlatabilsek… Kimse bir şey bulamıyor artık. Açlıktan ölmemek için on kişilik bir çeteye katıldım ben de. Hep birlikte, varlıklı kişilerin mezarlarındaki değerli eşyaları çalacağız. İşi büyük bir gizlilik içinde, en ince ayrıntısına kadar planladık. Karanlık basar basmaz meşalelerimizi de alıp yola koyuluyoruz.

Sıra mezarın gizli girişini bulmaya gelince ilk güçlükler başlıyor. Ama biz güçlüklerden kolay kolay yılacak insanlar değiliz. Girişi bulunca galeriye ilk ben dalıyorum: içlerinden en çevik, en zayıf, üstelik en gözüpek benim. Gene de, ölümü dile getiren o resim ve heykellerin bakışlarıyla yıldırım çarpmış gibi vurulup ölüvermek korkusu, öbürleri kadar benim de kalbimi çarptırıyor. Fakat bu öldürücü güçleri etkisiz bırakmak için bir yol buldum ben.

Resimlerle heykellerin mezarın neresinde olabileceğini biliyorum ve onlara hiç bakmamaya dikkat ederek doğru o yöne gidiyorum. Her zaman yanımda taşıdığım keskiyi el yordamıyla batırıp heykellerin gözlerini oyuyorum. Ellerim titriyor ama kimseye belli etmiyorum bunu.

Mezarların içindeki duvarlar boydan boya beddua ve lanet sözleriyle kaplıdır. İnsan bu sözleri okuduğu zaman damarlarındaki kanı donabilir. Ama ben bu yazılardan hiç korkmuyorum: çünkü okuma bilmiyorum ben.

İyi bir meslektir bu. Tek kusuru düzensiz bir iş olması. Fakat mezarlardan topladığım ganimetler benim ve ailemin geçimini rahat rahat sağlayabiliyor. Yaptığım işten kuşkulanmamaları için de çok tedbirli davranıyorum.

Bu ay benim payıma bir yığın mücevher düştü, hepsi en azından yarım altın eder. Eğer biraz tutumlu davranırsam, bu para bizi aylarca geçindirir.

Eski Mısır Köylüleri

Mısır köylüleri, Sirius yıldızının doğup gökyüzünde parlayacağı 20 temmuz gününü sabırsızlıkla beklerler. Çünkü o gün Nil’in kabarma mevsimi başlayacaktır ve bütün tarım buna bağlıdır..

Birkaç gündür nehrin suları alçalıyor. Pepi ile iki kardeşi, sadece bellerine bir peştemal dolamışlar, yalın ayak, acele acele tarlaya gidiyorlar. Ağabeyleri önden yürüyor; omzunda taşıdığı iki saplı bir sepetin içinde tohumluk buğdayla arpa var. Hemen arkasında iki kardeşi, iki genç ineğin çektiği karasabanı sürüyorlar. Ağaç sabanın ağzı, tohumları henüz nemli olan toprağa gömüyor; daha iki ay tarlaları sürekli sulamak zorunda kalacaklar. Geniş ve karmaşık bir kanal sistemi, «şaduf» denilen su terazileri yardımıyla tarlalara bol su vermelerini sağlıyor.

Nehrin kabarma mevsiminde köylünün yapacak çok işi vardır. Samanlı topraktan yapılmış, hasır eşyalarla döşenmiş evinin çevresindeki sebze bahçesini eker, karpuz, pırasa, marul, soğan ve sarımsak yetiştirir. Bahçesinde ayrıca duvara tırmanmış büyük bir asma var: bu asmanın üzümlerinden nefis şaraplar yapacak. Ayrıca her gün iki ineğin, birkaç güvercinin ve kazların bakımını da unutmamak gerek.

Nihayet hasat mevsimi de geldi. Firavunun katipleriyle arazi memurları tarlaları dolaşıyorlar: görevleri o yılki ürünü hesaplamak ve tarlaların sınırını çizmek. Ancak ondan sonra köylüler hasada başlayabilirler.

Erkekler günün ilk ışığından akşamın geç saatlerine kadar, bir ağaç dalının üzerindeki çatlağa keskin çakmaktaşı kırıkları çakılarak yapılmış kısa bir orakla başakları biçiyorlar. Kadınlar biçilen başakları önce tarlanın kenarına, sonra köye taşıyorlar. Orada başaklar geniş bir meydana yayılıyor ve taneleri samandan ayırmak için üstünde öküzler dolaştırılıyor. Hasat kaldırılınca katipler bu kez de vergi toplamaya geliyorlar: tarladan alınan ürünün yarısı, hatta bazen üçte ikisi vergi olarak ödeniyor. Çiftçi ya bu vergiyi verecek, ya da meydan dayağına katlanacak!

Eski Mısırda Soylu Kadınlar

Mısırlılar aile hayatının ve evlerinde duydukları mutluluğun değerini biliyorlardı. Soylu ve zengin kadınların yaşantısının her anı büyük bir lüks ve eğlence içinde geçerdi.

>Nuriye, güzel kokular katılmış sularla yıkandıktan sonra günlük giyim ve süslenme hazırlıklarına başlamak üzere oda hizmetçilerini yanına çağırdı. Şimdi hasır bir koltuğa oturmuş, el, ayak ve saçlarının bakımı için hizmetçilerinin usta ellerine bırakmış kendini. Özellikle saçlar çok fazla özen gerektiriyor: bir peruğun altına gizlenecek ve çok değerli bir taçla süslenecek olan saçları örgü halinde ince ince örebilmek bir saatten çok zaman ister.

Nuriye, makyajı ile yakından ilgileniyor. Hizmetçiler, çoğu zaman tozdan rüzgardan ve ışıktan yorulan gözleri daha iri ve güzel göstermek için gözkapaklarına yeşil ve siyah toz boyalar sürdüler. Sonra bütün vücudunu, sakız ağacı yağında eritilmiş güzel kokular ve günlüklerle ovdular. Ancak ondan sonra giyinmeye sıra geliyor.

Nuriye ketenden ince bir gömlek, onun üstüne de kol ağızları püsküllerle süslenmiş, saydam kumaştan, pileli uzun bir elbise giydi. Kollarına ve bileklerine turkuaz ve lacivert taşlarla süslü geniş altın bilezikler taktı.

Kuru balçıktan yapılan evleri renkli alçıyla süslenmiş. Nuriye günün büyük bir kısmını verandanın serin gölgeliğinde geçirir. Evi yöneten ve bahçenin bakımını denetleyen odur. Yemeklerini ya yalnız ya da kocasıyla birlikte yer. Zarif bir masaya karşılıklı oturup ızgara köfte, mayalandırılmış balık suyuyla tat verilen çeşitli sebze haşlamaları ve meyve yerler.

Güneş batarken, karı koca çiçekli bahçede, palmiye, çınar ve nar ağaçlarının altında biraz dolaşırlar. Üstü nilüferlerle kaplı havuzun yanında durup dinlenirler. Ve akşamın okşayıcı serinliğinde, soğuk biralarını yudumlayarak, bildiğimiz dama oyununa benzeyen bir oyunun başına oturup uzun bir partiye başlarlar.

En iyi Bilimkurgu Kitapları – Uzay ile ilgili Fantastik Bilimkurgu Kitapları

En iyi Bilimkurgu Kitapları – Uzay ile ilgili Fantastik Bilimkurgu Kitapları

Uzay ile ilgili Fantastik Bilimkurgu Kitapları – En iyi Bilimkurgu Kitapları başlıklı yazıda, uzay ile ilgili yazılmış en fantastik kitapların konu ve kitap özetleri verilecektir.

Uzayda Büyük Sıçrayış Konusu ve Kitap Özeti

Uzayda Büyük Sıçrayış Kitap Özeti ve Konusu
Uzayda Büyük Sıçrayış Kitap Özeti ve Konusu

Büyük bir şirket yıldızlar arası yolculuk üzerine yaptığı çalışmalar sonucu, bir uzay gemisini uzaya göndermiştir. Daha önce yapılmaya çalışılan yolculukların aksine bu gemi, yolculuğu tamamlayarak dünyaya geri dönmeyi başarır. Ancak mürettebattan sadece biri geri dönebilmiştir ve o da yaşamla yaşam arasında sıkışıp kalmış bir durumdadır.

Romanın kahramanı Commy’nin bir arkadaşı da bu mürettebat içinde yolculuğa katılmış ancak geri gelmemiştir. Geri gelen mürettebat ile iletişimi de sadece Commy kurabilmektedir. Şirket değerli madenlerin olduğu anlaşılan bu gezegene yeni bir sefer daha düzenleyecektir. Commy de bu sefere katılır. Ulaşılan gezegen ilk bakışta bir cennet gibidir ve Commy de arkadaşını burada bulur, fakat arkadaşı neredeyse kendini bile tanımayacak bir halde, tamamen farklı bir gücün etkisi altındadır. Bilincini kazanmaya başladığında hemen herkesin oradan uzaklaşması gerektiği uyarısında bulunur, ancak değerli madenleri elde etmekte kararlı olan şirket bu uyarıya kulak vermez. Bunun sonucunda çok az bir mürettebat ve kahramanımız güç şartlarda dünyaya geri dönmeyi başararak hayatlarını kurtarırlar.

Romandaki ilginç şeylerden biri, geminin ışıktan hızlı yol almasını sağlayan “Sürvites” kavramını getirmesi ve alışılmadık kapalı, dar bir ortamda yaşamak zorunda kalan insanın psikolojisine değinmesi.

Uzayda İsyan Konusu ve Kitap Özeti

Uzayda İsyan Kitap Özeti ve Konusu.jpg
Uzayda İsyan Kitap Özeti ve Konusu.jpg

 

Dünya henüz uzayda yolculuk yapma teknolojisine sahip değildir, ancak dünyalılar farkında olmadan yabancı bir ırk tarafından ziyaret edilmektedirler. Bu ziyaretlerden birinde uzaylılar bir dünyalıyı kendilerinden biri sanarak onla iletişim kurar. Çevresindeki insanlardan oldukça farklı bir yapıda olan kahramanımız bir test pilotudur. Kendine çok benzettiği bu insanlarla olan karşılaşması onu çok meraklandırır ve onları takip eder. Sonuçta dev bir uzay gemisiyle karşılaşır ve bu insanların isteksiz davetlisi olarak gemiye alınır. Fakat her şey bu kadar basit değildir. Uzayda yüksek hızlarda seyahat edilebilmesi için vücudun olağanüstü hızların oluşturduğu basınca dayanabilmesi gerekmektedir. Bu durum ise ancak yasaklanmış bir teknoloji kullanarak mümkün olabilmektedir. Kahramanımız bu teknoloji ile geliştirilmiş bir soydan gelmektedir ve yolculuğu başıyla tamamlar.

Uzayda İsyan bilim kurgu romanında özetle; binlerce yıl önce kaybolmuş bir teknolojinin aranması, ortaya çıkarılması ve tüm evrene yayılmasının öyküsü anlatılmaktadır. Uzayda İsyan Çok yaratıcı olmayan fakat dünya ve uygarlık tasarımlarına karşı akıcı ve kolay okunan bir roman.

Uzay ile ilgili Fantastik Bilimkurgu Kitapları - En iyi Bilimkurgu Kitapları
Uzay ile ilgili Fantastik Bilimkurgu Kitapları – En iyi Bilimkurgu Kitapları

Robot X-81 Konusu ve Kitap Özeti

Robot X-81 Kitap Özeti ve Konusu.jpg
Robot X-81 Kitap Özeti ve Konusu.jpg

Güneş sisteminin uçlarına kadar gelen insanlık, artık yeni dünyalar keşfetmek üzere derin uzaya açılmaya çalışmaktadır. Bunun için Pluto gezegeninde bir üs kurmuş ve burada yeni bir uzay gemisi ve bunu yönetecek yeni bir robot üzerinde çalışmaktadır. Ancak bu gelişmelerden hoşnut olmayan yabancı bir ırk vardır ve bu ırk insanların uzaya açılmasına engel olmaya çalışmaktadır. Olağanüstü bir beyin gücüne sahip olan bu ırkı, insanlık durdurma yetisinden uzaktır ve neredeyse bu ırka karşı korumasız bir haldedir. İnsanlara o ırka ait bir kişi yardım etmektedir. Gerek uzay gemisinin gerekse robotun tasarımları da zaten bu kişiye aittir. Üstün bir beyin gücüne sahip olan bu kişiyi de durdurmak çok zordur. Ancak yabancı ırk elektronik bir araç yardımıyla kendi gücünü arttırarak saldırıya geçmek üzereyken benzer bir güçle donatılmış olan robot harekete geçer ve yabancı ırkı durdurur. İnsanlığın uzaya açılma yolundaki bu engel de ortadan kalkmış olur.

Yapay zekanın, özgür irade kullanarak taraf tutmasını anlatan bu roman bu özelliğiyle gerçekten dikkat çekiyor.

Maymunlar Gezegeni Konusu ve Kitap Özeti

Maymunlar Gezegeni Kitap Özeti ve Konusu.jpeg
Maymunlar Gezegeni Kitap Özeti ve Konusu.jpeg

Seyahat ettikleri uzay gemisinin zorlu bir iniş yapmasıyla başlayan macera, geldikleri gezegenin maymunlar tarafından yönetildiği gerçeğiyle karşılaşan kahramanlarımızı şok etmiştir. Yaşadıkları birçok zorlu maceradan sonra indikleri gezegenin dünya olduğunu öğrenmeleri ise bu şoku daha da artırmıştır. Roman, zekanın tanımlanmasındaki güçlüğü ele alıp oldukça ilginç bir tezi işlemektedir. Maymunların insanları taklit ederek oluşturdukları toplum ve insanların bu toplum içindeki zeka yoksunu varlıkları, günümüz insanının da uygarlığını başka bir uygarlıktan taklit ederek aldığı savını ortaya atmaktadır.

Yazar zekanın kırılganlığı üzerinde durmakta ve buna dayalı olarak kurduğumuz uygarlığımızın kolayca kaybolabileceğini hatırlatmaktadır.

İnsan uygarlığının üzerine onu taklit ederek maymunlar tarafından kurulan uygarlık çok renkli bir biçimde betimlenmiştir. Bu özellikleriyle bilimkurgu okuru tarafından çok beğenilen bu romanın filmi de yapılmıştır. 1968 ile 1973 yılları arasında romana dayalı 5 film yapılmıştır. 2001 yılında ise ilk romana dayanan bir yeniden çevrim gösterime girmiştir.

En iyi Bilimkurgu Kitapları - Uzay ile ilgili Fantastik Bilimkurgu Kitapları
En iyi Bilimkurgu Kitapları – Uzay ile ilgili Fantastik Bilimkurgu Kitapları

Kan Damarlarında Yolculuk Konusu ve Kitap Özeti

Kan Damarlarında Yolculuk Kitap Özeti ve Konusu.jpeg
Kan Damarlarında Yolculuk Kitap Özeti ve Konusu.jpeg

Ülkesinden kaçarak Amerika’ya iltica eden bilim adamı, bir suikasta uğrayarak ağır biçimde yaralanır. Yaralanma sonra bilim adamının beynindeki bir kan pıhtısı onun hayatını tehdit etmektedir. Yeni geliştirilen bir küçültme aygıtı yardımıyla bilim adamının beynine giderek bu kan pıhtısı yok edilecektir.

Bir denizaltı ve mürettebatı küçültülerek vücuda konur. Bu andan sonra yazarın bir iç uzay olarak ortaya koyduğu insan vücudunu, damarlarda yolculuk yaparak bize çok canlı ve güçlü betimlemelerle tanıtmasını okuyoruz. Romanın akışı içinde vücudun çeşitli fonksiyonları, bunların çalışma biçimi ve etkileri etkileyici biçimde ve bir komplo kurgusu içinde aktarılmakta.

Kahramanlarımız çeşitli sabotaj girişimleri ile başa çıkarak ameliyatı gerçekleştirir ve komplocuyu da ortaya çıkarır, böylece roman sona erer.

I. Asimov’un hem yazar hem de bilimci yönlerinin net biçimde ortaya konduğu sürekleyici bir biyoloji dersi akışındaki roman sinemacıların da oldukça ilgisini çekmiş ve romana dayalı filmler yapılmıştır.

Yaratılan Dünya Konusu ve Kitap Özeti

Yaratılan Dünya Kitap Özeti ve Konusu.jpg
Yaratılan Dünya Kitap Özeti ve Konusu.jpg

Bilinmeyenin gelişi, genetik, var olan uygarlığı koruma çabası, çaresizlik ve buna bağlı olarak umutsuzluk, hala umudu olanların savaşı… Tüm bunları bu kitapta ve olağanüstü bir kurguyla bulabilirsiniz. P.K.D ‘nin kısa ama olağanüstü romanı bir yıl sonrayı görebilen korkmuş bir yeteneği, bir başka dünyanın doğal şartlarına uyabilecek genetik değiştirme yoluyla oluşturulmuş
insansıları (3. tür) ve tüm bu karmaşa içinde sıradan ve sıradan olmayan insanların ilişkilerini anlatıyor.

Uzaydan dünyaya düşen ne olduğu tam anlaşılamayan cisimler tüm dünyayı paniğe sürüklemiştir. Gizli servis paniğin yayılmasına engel olmaya çalışmakta ve bilim adamları da gelecek dünyanın umudunu taşıyan projelerini yaşama geçirmeye çalışmaktadırlar. Tüm bu karmaşa içinde kahramanlarımız hem dünyayı hem de projeyi korumak için ellerinden gelen her çabayı gösterirler. Ancak tüm bu çabalar, tam bir başarıyla sona ermez ve bazı şeyler korunabildiği halde bazıları yok olmak durumunda kalır. Fakat yine de insanlık için yeni bir gelecek yolu açık tutulabilmiştir.

Yazı Mustafa SUYOLCU tarafından yazılmış olup En iyi Bilimkurgu Kitapları konulu bu yazı hoşunuza gittiyse benzer kitap özetleri ve gizemli olaylar için aşağıdaki yazıları okuyabilirsiniz.

1-Lanetli Kitaplar – Süleyman’ın Kitabı
2-Sanchez’in Çocukları Özeti (The Children Of Sanchez)
3-Yaşanmış Gizemli Olaylar – Gerçek Reenkarnasyon Hikayeleri

Değişik Hikayeler – Trajikomik Sizofren Hikayesi

Değişik Hikayeler – Trajikomik Kısa Bir Şizofren Hikayesi

Değişik Hikayeler kategorisinde bugün sizle paylaşacağım Trajikomik Kısa Bir Şizofren Hikayesi, arşivimde yer alan 1936 yılına ait Ağaç Mecmuası dergisinde okuduğum ve beğendiğim için paylaşmak istediğim rahmetli Fikret Adil’e ait kısa bir hikayedir.

Trajikomik Kısa Bir Sizofren Hikayesi

Bütün çalışmalarıma, çabalarıma rağmen yeni girdiğim gazetede kendimi göstermek için, mühim, parlak bir anket mevzu bulamıyordum. Gazetenin sahip ve müdürü, bana tahrir heyeti arasına kabul edildiğimi söylediği gün ilave etmişti: “Kendinizi gösteriniz, gazetenin satışını yükseltecek bir mevzu bulursanız aylığınız çabuk artar, hem yazılarınızı üçüncü sayfanın başına koyarım”

Değişik Hikayeler - Trajikomik Kısa Bir Sizofren Hikayesi
Değişik Hikayeler – Trajikomik Kısa Bir Sizofren Hikayesi

Zekâ ve kabiliyetimin ne derecelere kadar yüksek olduğunu ona gösterecektim ve şüphesiz daha ilk yazılarımla meşhur olacaktım. Bunun için üç gündür gözüme uyku girmiyor, arıyor, mütemadiyen arıyordum. Birçok şeyi bulamıyor değildim. Mesela: Meşhur adamlarla gidip, bilmedikleri mevzular hakkında mülakatlar yapmak. Hepsinin: “Bu benim ihtisasım değil ama bununla beraber, bence” diye cevap verecekleri muhakkaktı. Yahut, herhangi bir polise müracaat ederek: “Yerde yirmi beş kuruş buldum!” demeyi, bu yirmi beş kuruşun macerasını takip etmeyi düşünüyordum. Polis, bana: “Al, senin olsun” diyemezdi. Alıp cebine de koyamazdı. Götürüp komisere vermesi lazımdı, sonra zabıt tutulup emanet dairesine verilip kaybolan para ilan edilecekti. Kaybettim diye gelip isteyenlerin bu yirmi beş kuruşun kendilerine ait olduğunu ispat etmeleri lazımdı. Peki bunu nasıl yapabilirlerdi?

Bu mütemadi araştırmaya uykusuzluk da eklenince, sinirlerim bozulmuş ve nihayet dördüncü gece harap bitap uykuya dalmıştım. Buna uyku demek bilmem ne dereceye kadar doğru olurdu. Zira, korkunç, uyanır uyanmaz ne olduğunu hatırlayamadığım rüyalar görüyordum, hafakanlar basıyordu. Bir aralık haykırarak uyanmıştım. Karım da bu feryattan uyanmıştı, gözleri korku içinde bana: “Ne var” demişti, “Deli mi oluyorsun”? Evet belki deli oluyordum. Belki de olmuştum bile. Fakat deli olmadığımı biliyorum. Ben sadece, mesleğimde kendimi göstermek için bir mevzu arıyordum. Binaenaleyh akıllıyım.

Ağaç Dergisi - Değişik Hikayeler Kısa
Ağaç Dergisi – Değişik Hikayeler Kısa

Deliler Deli Değildir

Sevinçle yataktan fırladım. Kararımı vermiştim, mevzuum şu olacaktı:”Deliler deli delildir”.Bunu ispat edecektim. Her ne kadar, karım akıllı olduğum halde beni deli zannediyorsa da, belki de birçok deli zannedilerek tımarhaneye kapatılmış olanlar da benim gibiydiler. Benim gibi bir şey arıyorlardı, bir şey bulmaya çalışıyorlardı ve bir nokta üzerine yoğunlaştırdıkları düşünceleri yüzünden, insanlar nazarında deli gibi görünüyorlardı.

Bence sinir doktorları bunların “deli değilim” deyişlerine gülümsemişler, hiç bir yoğurtçunun yoğurdum kara demeyeceğini bildiklerinden!!. kendilerinden menkul ilimlerde bu zavallıları tımarhanelere kapatmışlardı.
Evet, ben delilerin deli olmadıklarını ispat edecektim ve bunu daha iyi yapabilmek için kendimi deli gibi göstererek tımarhaneye attıracak, anketimi yapacak, sonra deli olmadığımı açıklayarak gazeteme yazacaktım.

On üç gündür tımarhanedeyim. O gece karımın üzerine atılmış, onu boğar gibi yapmıştım. O da çığlık atmış ve komşular gelmişti. Beni karakola, oradan tımarhaneye götürmüşlerdi.

Delilerin %90’ı Deli Değil

Hakikaten düşündüklerim doğru. Tımarhanedeki delilerin hemen hemen yüzde doksanı deli değil, hepsinin kendilerine göre ayrı düşünceleri var. Mesela içlerinden birisi insanların ot yemeleri gerektiğini iddia ediyordu. Bu deliye göre, insanların uzun yaşamamalarına sebep “tabahat” denilen hadisedir. Midelerimiz yemeklerden, yağlardan yorulmaktadır. Yalnız ot yersek daha uzun ve daha rahat yaşarız. Fakat onu “insanlar hayvan değildir ki ot yesinler” diye tımarhaneye atmışlardı. Zavallı iddiasında tutturunca buna büsbütün kanaat getirmişlerdi.

Bir başka deli tarihin Hazreti Adem’den başlayıp bugüne kadar gelmesinin yanlışlığını iddia ediyor ve diyordu ki:
“Meçhulden başlayıp bir sürü hadiseleri anlatmaya kalkışmak muhakkak surette yanlışlıklara sebebiyet verir. Ben tarihi Adem’den başlatmam. Bugünden başlar, geriye giderim, bu daha mantıklıdır. Mesela, Anadolu İstiklal Harbi niçin oldu?, diye bir sual sorarım. Cevabı malum, Yunanlılar Anadoluyu almak istediler. Niçin almak istediler? Çünkü ondan evvel umumi harp olmuş, biz yenilmiştik. Niçin yenilmiştik? Çünkü… diye diye, olaydan gerçekleşme nedenine giderek hakikati bulurdum.

Yirmi gündür buradayım. Anketimi yaptım, bitirdim. Dün sabah, vizitede doktora niçin buraya geldiğimi anlattım. Notlarımı gösterdim ve artık işimin bittiğini, çıkmak istediğimi söyledim. Beni sükunetle dinledi ve:”Peki yavrum, seni çıkaralım. Yalnız evine haber verelim, yarın da muameleyi bitiririz çıkarsın!” dedi.

Birkaç Gün Daha Burada Kal

Bu sabah, karım geldi, yaşlı gözlerle: “Ne memnun oldum bilsen” dedi ve ekledi: “Artık iyileşmişsin. Yalnız hatırım için bir kaç gün daha burada kalır mısın?” diye sordu
Aklıma bin bir düşünce geldi, sordum:
—Niçin ?
—Şey… Vallahi, nasıl söyleyeyim.. Doktor…
—Ne doktoru ?
Kan başıma çıkıyordu. Karım ürkek ürkek bana bakıyordu: “Kızma canım, kızma yavrum. İstersen dur da çağırayım doktoru”

Karım, bunları söylerken ellerini ileri uzatmış, geri geri yürüyerek kapıya yaklaşmıştı. Bir hamlede çıktı, arkasından kapıyı kapattı. Dışarıdan onun hıçkırıklarını duyuyordum. Birdenbire hakikati kavramıştım. Bana inanmıyorlardı. Evet, inanmıyorlardı… Koştum, kapıya baktım. Kilitlenmişti, dışarıdan bir mırıltı duydum. Kulağımı dayayarak dinledim. Karım soruyordu:
—Ne kadar sürer hastalık doktor? Ne zaman iyileşir? Ne yapmam gerekiyor?
—Merak etmeyiniz, bir şey degil. Sadece fazla yorgunluktan mütevellit bir fikri sabit.Buna Anketomanya demek daha doğru olur. Böyle bir hastalık henüz yoktur. Bunu ilk defa benim keşfetmiş olduğumu iftiharla söyleyebilirim. Eşiniz bu hastalığa yakalanan ilk kişidir.

Daha fazla dinleyemedim. Haykırmak, bağırmak lüzumsuzdu Bu, beni büsbütün deli zannetmelerine yardım edecekti. On beş senedir tımarhanedeyim. Notlarımı almakta devam ediyorum. Gayet sakinim. Elbet bir gün buradan çıkacağım ve muhakkak delilerin deli olmadıklarını ispat edeceğim.

Değişik Hikayeler Kategorisinde okuduğunuz Deliler Deli Değildir adlı Trajikomik Kısa Bir Şizofren Hikayesi hoşunuza gittiyse bu yazıları da okuyabilirsiniz:

1-Değişik Bir Aşk Hikayesi – En Güzel Kısa Aşk Hikayeleri
2-Aşk Hikayeleri
3-Değişik Bir Ayrılık Hikayesi – En Acıklı Aşk Hikayeleri

Fikret Adil ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.