Yarım Asır Önce Yazılmış Aşk Sözcükleri

Nostaljik Yazılar – Yaşanmış Hayat Hikayeleri – Eski Günler

Nostaljik yazılar ve yaşanmış hayat hikayelerinden bahsedeceğiz bu yazıda. Eski dergi arşivimden paylaşacağım bu aşk hikayeleri yarım asır önce yaşandı. Bu yönüyle sizi de eski günlere götürecektir diye umuyorum.

Yaşanmış Aşk Hikayeleri

Güneşin sıcaklığını içinde hissettiğim gün Nisan ayının ilk perşembesi idi. Samanyolu misali saçları, badem iriliğinde gözleri, dizinin altında güzelliğinin sembolü beni olan bir kız öğrenciye gönül vermiştim. “Dizinizin altındaki beniniz güzelliğinizi bir kat daha artırıyor” demiştim ilk kez. Her gördüğünde bakışlarıma mukabele ediyor, mutluluk duyuyordum. Nihayet arkadaşlığımız bir deniz kıyısında, kızgın kumsalda perçinleşti. Her geçen gün onu sevdiğimi anlıyordum. Bir okul gününde kendisini sevdiğimi söyledim. Birkaç gün sonra o da, beni sevdiğini itiraf etti. Mutluydum, aşkımın sonsuzluğunu belli etmek için küçük bir hediye alıp verdim ona. Sevinç göz yaşlarını gördüm yanaklarında. Bir gün geçmişti aradan. Yaklaştığımda nefret hissini uyandıran bir ifadeyle: “Bunu kabul etmem için seni çok sevmem lazım” diyerek kolyeyi geri vermek isteyince, nemli gözlerle gururumun hiçe sayılışını izledim.
YENİ LİMAN(Rumuz), İzmir

Yaşanmış Hayat Hikayeleri
Yaşanmış Hayat Hikayeleri

Havacıya Sesleniş

Bu satırlarda sesleniyorum sana, duy ne olur. Sevgilerin en ölümsüzü ile bağlıyım, anla ne olur. Baharda bütün doğa canlanır, ağaçlar çiçek açar, bübüller daha bir anlamlı öter baharın gelişini müjdeler. Yeşildir doğa, yeşildir bakışlar ve bütün bu yeşillikler içinde yemyeşil bir duygu filizleniverir. Böyle bir baharda tanıdım seni, aramıza katıldığın gün okuldan yeni mezun olmuş, çakı gibi bir teğmendin. Simsiyah gözlerinle ceylan gibi bakardın. Ürkek, arzu dolu ve çocukça sevmiştim seni.

Sonra ayrıldık. Tayin olmuştun sen doğunun bilmem ne iline. Ben kaderimle baş başa kaldım. Istırabınla günler, geceler geçmek bilmedi. Çok ağladım ardından, yakardım Tanrıya geceler boyu, bekledim hep dönmeni. Dönmedin… Oysa umutlarım vardı pembe pembe. Yaşanmamış, düşlerim vardı seninle dolu. Görülmemiş, şiirlerim vardı burcu burcu aşk kokan dizilmemiş. Anlamadın… Senden kalan tek hatıra şimdi, yalnızlık dolu şu odamda, romantik duygularını aksettiren sarı saçlı balıkçı çocuğunun resmi, odur beni hayata bağlayan şimdi. Bir sevip, pir sevenlerdeniz biz, beklemesini biliriz. Sabırla, tevekkülle, feragatle bekleyeceğim ne olur, çok geç olmadan gel…

X ECO (Rumuz)

Nasırlı Eller

Uzaklardan akseden balıkçı motorlarının sesleri ile uyanıp, martıların birbirini kovaladığını seyrettiğim 1 temmuz 1972 sabahı idi. Bugün, doğum günümdü benim. Yeni tayin olduğum Karadeniz’in bu şipşirin şehrinde, sevdiklerimden uzakta yapayalnızdım o anda… Darmadağınık düşünceler içerisindeydim… Birden kendimi, denize doğru uzanan sokaklardan birinde buldum…

Hızlı, hızlı yürüyor, adeta düşüncelerimden kaçıyordum. Sokağın nihayetinde, Atatürk’ün heykeli bulunan Samsun Parkına geldiğim zaman, vakit henüz erkendi. Park sıralarından yeşil boyalısına oturup, sigara yaktım. Dalgın, dalgın etrafıma bakımyordum… Sağ tarafımdaki banklardan birinde, zayıf, çelimsiz, sapsarı yüzlü 25 – 26 yaşlarında bir delikanlı ile annesi olduğunu öğrendiğim başı çevreli yaşlı bir köylü kadını oturuyorlardı… Nasırlı ellerinin titreye titreye açtığı gazete kağıdına sarılı paketten çıkardığı bir tutam azığı oğluna yedirmeye çalışıyordu. Buruşmuş yüzünde parlayan kara gözlerini sevgiyle kısarak: “Hadi oğlum, ye biraz” diye yalvarıyor ve hasta olan oğluna yaşama gücü vermeye çalışıyordu… Bu şefkat dolu sımsıcak ana sevgisini ne zaman hatırlasam, gözlerim buğulanır, içim burkulur…
Gültekin Eroğluer (Merkez Bankası – Samsun)

Nostaljik Yazılar - Eski Günler
Nostaljik Yazılar – Eski Günler

Yarım Kalan Sevgimiz

Sıcak kumuna, masmavi denizine, iliklerime işleyen güneşine alışmıştım Avşa’nın. Her yaz oraya giderdik. 1971’in temmuzu, ağustosu hep gözümün önündedir. Kendime özgü görüşlerimle herkesten apayrı bir dünyam vardı, düşlerim vardı rengarenk. Flört ettiğim erkekle muhakkak evlenmeliydim. Aksini düşünemiyordum.

Onunla ilk kez kız arkadaşlarımla birlikte kumda yatarken karşılaştım. Tanıştırıldık, gitaristmiş. Mavi gözlerine baktığımda kıpır kıpır bir şeyler oluvermişti içimde, ilk kez böylesine dolu dolu olmuştu ve bu denli hızlı çarpmıştı kalbim. Sonra flört etmeye başladık. Aşık olmuştum ona delicesine… Bir gün arkadaşından sözlü olduğunu öğrendim. 16 yaşın verdiği heyecan iki damla gözyaşıyla silinivermişti. Bir süre mektuplaştık. Fakat bu kez mektuplarından bir ayrı anlam çıkartmaya başladım. Yazışmamızın hiç de doğru olmadığı kanısına vardım. Ve onu benden daha çok seven birinin varlığı her şeyi bitirdi bir çırpıda…
7,65 – SAĞOL (Rumuz) Ankara

Nostaljik yazılar ve yaşanmış hayat hikayelerinden oluşan yazımız hoşunuza gittiyse aşağıdaki benzer yazıları da okuyabilirsiniz.

1-Kısa Aşk Yazıları
2-Acıklı Aşk Hikayeleri
3-Kısa Aşk Hikayeleri

Kısa Aşk Yazıları

Aşk Yazıları – Nostaljik Hüzünlü Hayat Hikayeleri

Aşk yazıları konulu içeriğimizde bugün sizlere yarım asır öncesinden nostaljik hüzünlü hayat hikayeleri ve acı yaşamlar sunacağız. Kendi dergi arşivimden paylaşacağım bu nostaljik yazıda hikayeleri geçen kişiler umarız hala hayattadır ve mutluluğu bir şekilde yakalamışlardır. Şimdi gelin bana göre en güzel kısa aşk hikayeleri arasında yer alan üç ayrı öyküyü dinleyelim.

Kısa Aşk Hikayeleri – Yalan Dünya

Ben, yaşadığım sürece mutluluk nedir bilmediğim için etrafımdaki insanların mutlu olmalarını kıskandım. Neden mi?… içimde on bir yıldan beri devam eden ve biraz olsun geçmeyen baba nefreti ve bunun yanı sıra baba sevgisi ve hasret var.

1962, unutamadığım ve unutulması güç bir yıl… içimdeki sıkıntı, uyanmamı ve fazla uyumanın iyi olmadığını söylüyordu. Annemle babamın odasına gittiğim zaman, dehşetten gözlerim büyüdü. Babam, annemi öldürmek üzere idi. Odaya girmekle annemi ölümden kurtarmıştım, fakat çocuk yaşta, yaşayan bir ölüden farksızdım.

Yıllar geçti, içimdeki nefret büyüdü, arttı ve hala artmaya devam ediyor. Yalnız içimde sakladığım nefret baba nefreti değil, bütün insanlara karşı duyuyorum aynı nefreti. Neden mi?… Çünkü, bana bugüne kadar kimse yardımcı olmadı.
YALAN DÜNYA (Rumuz)

Aşk Yazıları
Aşk Yazıları

Nostaljik Hüzünlü Hayat Öyküleri – Yok Olan Hayaller

Yıl 1970 – 1971. Küçük atölyede birbirimizin yüzlerine mahcup nazarlarla bakan tam 8 genç öğrenci… içimde bir ürperti… Hiç anlaşamayacağız gibime geliyor. Enstitü 2. sınıf resim bölümü öğrencilerinin atölyesinde geçiyor bu anı… Birbirimizden hiç ayrılmıyor, yediğimiz yemek, içtiğimiz su ayrı gitmiyor. Birimizin üzüntüsü hepimizin üzüntüsü oluyor.

Ardı arkası gelmeyen hayallerle geçen yıl sonu… Ve nihayet son sınıf oluyoruz. Her şey ne kadar güzel! Bize hiçbir şey zor görünmüyor. Diğer bütün sınıflar gıpta ediyor bu anlaşmaya. Birbirimize o kadar sağlam bağlarla bağlıyız ki, bu bağı hiç kimse koparamaz sanıyoruz. Ama heyhat… Şairin “Çok muhabbet tez ayrılık getirir” dediği gibi, 1972 ders yılının son ayları. içimizden biri ihanet ediyor bu sevgiye, bakamaz oluyoruz birbirimizin yüzüne.

Kırılan ne cam, ne de mermer. Onarılması mümkün olmayan 8 genç kızın kalbi kırılıyor. Derken koptuk birbirimizden. Ümit ve vaatlerle dolu olan hayallerimiz kum fırtınası içinde yok oldu. Kalplerimiz eseflerle dopdolu olarak o çok güzel okul günlerimiz gerilerde kaldı.
ANNABELLEE (Rumuz)

Hüzünlü Aşk Yazıları
Hüzünlü Aşk Yazıları

Acı Yaşamlar – Kalamış’ta Bir Gün

Yağmurun alabildiğine yağdığı bir akşam saati, gözlerim nemli, dışarıyı seyrediyor, onu düşünüyorum. Beni bu akşam saati böylesine kahreden O’na pırıl pırıl bir ilkbahar sabahı yolda rastlamıştım. Yıllardır aradığım, hayallerimde yaşattığım, beklediğim oydu. Hiç ummadığım bir anda beyaz resmi elbisesi içinde yanı başımda bulmuştum. Bu rastlantı mutlu bir beraberliğe götürdü beni. Boğaziçi’nin yeşil yamaçları, tenha yolları, renkli çiçekleri, kır kahveleri ve onun çok sevdiği deniz, mekanımız olmuştu.

Yine o gün buluşmuştuk. Dönüşte Kalamış’ta bir çingene falımıza bakmak istemiş ve bakmıştı da. Sözlerini “Sana iki güne kadar gözyaşı var” diye bitirmiş, çiçeklerini de bana hediye etmişti. O gün çingene falcının bu kehanetine gülmüştüm. iki gün sonra onun tayin olup gittiğini öğrenince, dünya başıma yıkıldı, inanamadım. Ama her şey gerçekti, beni terk etmişti.

O, benim hayatımın davetsiz misafiriydi, geldiği gibi sormadan gitmiş, beni yine yalnızlığa mahkum etmişti. Boğaziçi artık yalnız benim mekanım… Bazı zaman, yollarında yürürüm, bazı zaman kır kahvelerinde oturur, onu düşünürüm. Rastladığım her bahriyelide ondan bir şeyler arar, her zamanki gibi yoluma devam ederim. Her zaman bütün dualarım onunla, yolu da, talihi de daima açık olsun! O, mesleğinin ve çok sevdiği denizin bir parçasıydı. Benim tanıdığım kadarı ile de öyle kalacak. Değil mi yosun gözlüm?
UNUTULAN BENDiM (Rumuz)

Hüzünlü aşk yazıları ile ilgili içeriği beğendiyseniz en acıklı aşk hikayeleri ile ilgili yazımı da mutlaka okumalısınız. Ayrıca dilerseniz buradan dünyanın en acıklı hikayesi olduğu söylenen öyküyü youtube üzerinden dinleyebilirsiniz. Aşk yazıları ile ilgili bir başka hikayede görüşmek üzere hoşça kalın!

En Acıklı Aşk Hikayeleri – Hüzünlü Bir Ayrılık Hikayesi

En Acıklı Aşk Hikayeleri – Hüzünlü Bir Ayrılık Hikayesi

(En Acıklı Aşk Hikayeleri – Hüzünlü Bir Ayrılık Hikayesi ) Günlerdir yağan kar o gün durmuştu. Her taraf bembeyaz kar örtüsü altında kalmıştı. Oyuna hasret kalan çocuklar bunu fırsat bilerek kızak kayıyor, kartopu oynuyor böyle bir günün tadını çıkarıyorlardı.

En Acıklı Aşk Hikayeleri – Hüzünlü Bir Ayrılık Hikayesi
En Acıklı Aşk Hikayeleri – Hüzünlü Bir Ayrılık Hikayesi

Her zaman arkadaşlarla buluştuğum kahveye gittim. Pazar olmasına rağmen sönmüş sobanın etrafında ısınmaya çalışan birkaç kişiden başka kimsecikler yoktu. Dışarı çıkıp yürümeye başladım. Ayaklarımın altında gıcırdayan kar bana tatlı bir müzik parçası gibi geliyordu. Gidiyordum ama nereye gittiğimi ben de bilmiyordum. Hava tertemiz ve berrak olmasına rağmen soğuktu. Belki üşüyordum ama farkında değildim çünkü sevdalı, hüzünlü hülyalar kuruyordum. Aniden aklıma yazın devamlı olarak dinlenmek için gittiğim, şehrin en yüksek yerinde bulunan parka gitmek geldi. Evet gitmeliydim oraya, kışın manzara bir başkaydı orada. Kısa bir yürüyüşten sonra oraya ulaştım.

Hüzünlü Bir Ayrılık Hikayesi - En Acıklı Aşk Hikayeleri
Hüzünlü Bir Ayrılık Hikayesi – En Acıklı Aşk Hikayeleri

Çoban Çeşmesi Kış Uykusuna Çekilmiş

Her taraf  tabiatı örten kar altında tanınmayacak haldeydi. Parkın ortasına kurulmuş olan çoban çeşmesi donmuş, sanki o da kış uykusuna çekilmişti. Bir parça yem bulabilmek için uçuşan kuşların cıvıltısından başka bir ses yoktu. Etrafı seyrediyordum, birden ileride bir bankta oturan iki kadın gözüme ilişti. Bu soğukta buraya niçin gelmişlerdi? Belki de benim gibi düşünüyorlardı onlar da. Biraz daha dikkat ettiğimde birinin genç diğerinin de yaşlı olduğunu fark ettim. O anda bastığım buz parçası ses çıkararak kırıldı, beni görmüşlerdi. Genç olanı ayağa kalktı ve bana doğru koşmaya başladı. “Selim canım sevgilim” diye bağırıyordu genç kız koşarken. Ne olduğunu anlayamadan gelip boynuma sarıldı ve “Geleceğini biliyordum, beni bir daha bırakma” diye ağlamaya başladı. Şaşırmıştım, ne yapacağımı bilemez bir haldeydim ki omzumda bir el hissettim ve döndüğümde yaşlı kadını gördüm.

En Acıklı Aşk Hikayeleri Hüzünlü Ayrılık Hikayeleri
En Acıklı Aşk Hikayeleri Hüzünlü Ayrılık Hikayeleri

Yaşlı kadın ağlıyordu. “Kusura bakma oğlum, o ne yaptığını bilmez” dedi ve kızı benden ayırarak götürüp yerine oturttu. Genç kız halen ağlıyor bana gelmek için çırpınıyordu. Yardım etmek gayesi ile yanlarına gittim yaşlı kadına: “Affedersiniz bayan beni birisine benzetti her halde. Size bir yardımda bulunabilir miyim?” diye sordum. Kadın gözlerinde biriken yaşları sildi ve kızın başını göğsüne dayayarak:

-“Bu gördüğün benim kızım, ne yazık ki o bir akıl hastası. Yavrum gül gibi idi, yazın bir gençle tanışmış burada. Bütün buluşmaları burada olurmuş. Kızım Selim’i çok seviyordu o yüzden isteğini kırmadık ve Selim ile nişanlandı, fakat bu mutluluk uzun sürmedi. Selim kısa bir zaman sonra ortadan kayboldu. Kızım bekledi, biz bekledik yok… Selim gelmedi. Tahmin ederim anladınız, sonuç işte gördüğünüz gibi. Kızımı tek teselli eden şey burasıdır. Selim’i hep burada bekler gelecek diye ama nafile… Bazen de her gördüğünü Selim zanneder. Ne yapalım bu da kızımın kaderiymiş.” diyebildi. Göğsünde kendinden geçmiş bir halde yatan kızının üzerini üşümesin diye örtmeye çalışıyordu…

Selim’in Yolu

Ağaçlardan düşen kar taneleri durmuş, cıvıldaşan kuşlar seslerini kesmiş sanki genç kızın hikayesini dinliyorlardı. Bu kışın yerini bir gün güneşli bir yaz alacak, çoban çeşmesi tekrar akacak, göz yaşları hiç durmayacak ama Selim yine gelmeyecekti… Çünkü Selim başka bir kadını sevmiş ve onunla birlikte Madagaskar’a yerleşerek doğduğu topraklardan çok uzaklarda bir hayat kurmuştu.

Hüzünlü Ayrılık Hikayeleri - En Acıklı Aşk Hikayesi
Hüzünlü Ayrılık Hikayeleri – En Acıklı Aşk Hikayesi

Benzer Acıklı Aşk Hikayeleri İçin:

1-En Güzel Aşk Hikayeleri – Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi
2-Hermann Göring ‘in Hapishaneden Eşi Emmy Göring’e Yazdığı Aşk Mektupları
3-Yusuf ile Züleyha Hikayesi

En Güzel Kısa Aşk Hikayeleri- Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi

Kısa Aşk Hikayeleri – Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi

Kısa aşk hikayeleri konulu yazıda bugün sizlerle hüzünlü bir aşk hikayesi paylaşacağım. Aşk yazıları biraz buruk olur genelde, ben bu öyküde biraz bunun dışına çıkmaya çalıştım, iyi okumalar…

Kısa Aşk Hikayeleri – Sacit’in Yolu

Sıkıcı ve ağır bir akşamdı. Sokak lambaları hep birden yanmış, biraz sonra da yağmur iri taneler helinde yerleri ıslatmaya başlamıştı. Sacit, acele ile bileğindeki saate baktı. Vapurun kalkmasına beş dakika daha var, diye mırıldanarak adımlarını sıklaştırdı. Günün bu saatlerinde köprünün faal ve kesif kalabalığını katetmek için, insanın epeyce maharet sahibi olması lazımdı. Vapurlardan birinin bacasından çıkan bir kurum tanesi, gözüne kaçtı. Fakat şimdi onunla uğraşacak vakti yoktu.

Hem geç kalmış, hem de vücudunda bir kırıklık ve hararet hissediyordu. Keşke şimdi gideceği yer, soğuk ve sevimsiz bir bekar odası olacağı yerde, onu kapıda iç açıcı tebessümü ile karşılayan güzel bir karısı ve zevkle döşenmiş odaları, tertemiz hazırlanmış yemekleri ile sıcak bir ev olsaydı, diye üzüldü. Belindeki ve mafsallarındaki ağrı git gide artıyordu. Böylece, bir anda, etrafında şefkatle dolaşan bir vücudun varlığını özledi.

En Güzel Kısa Aşk Hikayeleri - Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi
En Güzel Kısa Aşk Hikayeleri – Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi

Evlenmem lazım, diye düşünüyordu. Otuz yaşıma geldim. Eh, işim de fena değil. Beni seven mütevazi bir kızla hayatımı pekala paylaşabilirim. Kalabalığa karışarak vapura girmişti. Zorla bir yer bulup oturabildi. Başını kaldırdığı zaman, kendisine biraz hayretle bakan, iri kahve rengi gözlerle karşılaştı. Bunlar, güzel bir genç kıza aitti. Hafif çekik, nemli ve pırıl pırıldılar. Sacit, büyülenmiş gibi ona bakmaktan kendini alamıyordu.

Sacit’in Hüzünlü Aşk Hikayesi

Ya çok hastayım, ya da insanı yıldırım çarpmış gibi sarsan şu aşklardan birine yakalandım. Eğer, ondan bir dakika ayrılırsam yaşayamam, diye kati kararını verdi. Kız, artık ona bakmıyordu. Elindeki mecmuayı okumaya başlamıştı. Sacit, onu sonradan hayalinde iyice canlandırabilmek için, bütün teferruatını adeta ezberlemişcesine gözden geçiriyordu. Kalkık, küçük bir burnu vardı. Biçimli dudakları hafifçe boyanmıştı. Kaşları biraz kalın kavisli idi. Yüzünde insana huzur veren hoş bir ifade vardı, çağla yeşili bir manto giymişti. Şapkası ve çantası kahverengiydi.

Dakikalar ne de çabuk geçmişti… Vapurun, yanaşmak üzere olduğunu tahmin etti. Çünkü, güzel kız çıkmak için ayağa kalkıp kalabalığa karışmıştı. Sacit de kalktı, fakat o arkasına dönünce, sanki bütün salondaki ışıklar sönmüş gibi kendini boşlukta, ne yapacağını bilmez bir halde hissetti. Evlenmek için hayalinde yaşattığı kız da bu tipte idi.

Seni Ölünceye Dek Unutmayacağım

Ne yapmalıyım acaba diye sordu kendi kendine. Sonra, karar vermiş gibi bir tavır takındı, evini öğrenir ve ailesinden onu isteyebilirdi. Kendine güveniyordu. Yakışıklı denilebilecek tiplerdendi. Sonra, ileride iyi bir istikbal temin edecek bir meslek seçmişti…Fazla mı hayal kuruyorum acaba, diye düşündü. Mektepte, arkadaşlarının, kendisine çok hayalperest ve hassas olduğu için takıldıklarını hatırladı. Gülümseyerek: “O zaman, ne kadar saf ve tecrübesizdim”, diye düşündü. Sonradan, başından epey macera geçmişti. Her defasında şiddetle aşık olduğunu zanneder ve sevdiğine: “Seni ölünceye kadar unutamayacağım”, derdi. Sonra, aradan zaman geçip, karşısına bir başkası çıkınca her şey yeni baştan başlardı. Fakat, bugünkü gibi sarsıldığını hiç hatırlamıyordu. Hala, kalbinin atışlarını bütün vücudunda duyuyordu. Tabi güzel kızın peşini bırakmayacaktı. Vapurdan çıkar çıkmaz, ona sezdirmeden takibe başladı.

Uzun boyu ve ahenkli yürüyüşü ile ne harikulade idi. Fakat, bu temaşa çok uzun sürmedi. Kız, bir müddet daha gittikten sonra, oldukça karanlık bir sokağa saptı. Genç adam, onu gözden kaybetmişti. Sinsi sinsi yağan yağmura rağmen elleri paltosunun cebinde, onu görebilmek ümidiyle o sokakta, belki bir saat aşağı yukarı dolaşıp durdu. Hastalanacağını hissediyordu. Çaresiz pansiyona döndü…

Beethoven ‘ın Mehtap Sonatını Çalar Mısın?

Pansiyona döndüğünde görevliye seslendi: “Ayseli, bana Beethoven ‘ın mehtap sonatını çalar mısın?”Bu, Sacit ‘in vapurda görüp aşık olduğu kızdı. Çok neşeli ve cazipti. Mavi şifondan bir elbise giymiş, göğsüne pembe güller takmıştı. Genç adamın oturduğu koltuğa doğru ilerledi ve yüzüne eğilerek: “Tabi sevgilim, sen ne istersen yapabilirim” dedi.

Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi - En Güzel Kısa Aşk Hikayeleri
Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi – En Güzel Kısa Aşk Hikayeleri

Salon loştu. Pencereler tül ve koyu renk ağır perdelerle yan yana kapatılmıştı. Havada, rutubetli bir sıcaklık vardı. Ayseli’nin çaldığı sonat, ruhunun derinliklerine kadar nüfuz ediyordu. Parça bitince, Ayseli’yi sert parmakları ile tutup kendine doğru döndürdü. Avuçlarının altından onun teninin iç gıcıklayıcı yumuşaklığını ve sıcaklığım duyuyordu. Birden dudaklarından uzun uzun öptü. Sonra, bir kolunu arkasından, diğerini de genç kızın dizlerini altından sararak kucakladı onu. “Saçların ne güzel kokuyor sevgilim”, diye mırıldandı ve ilave etti: “Sen böyle kollarımda iken bütün dünyayı dolaşabilirim. Ayseli, kendi evimize giderken de yine seni böyle taşıyacağım… Ne o, gözlerinde yaş damlaları pırıldıyor? Her halde duyduğun saadetten olacak!..”

Radyoda Mehtap Sonatı Henüz Bitiyordu

Genç kız fısıltı halinde bir sesle: “Evet sevgilim evet” dedi. “İster misin, birbirimizi bu kadar severken ve böyle çılgınca hislerin tesiri altında iken beraber ölelim?” Sacit, kızın ılık nefesini dudaklarında hissetti. İkinci defa onu dudaklarından öptüğü zaman, ağzında sert bir acılık duydu. Ayseli’nin dudaklarına bembeyaz bir toz sürülmüştü. Onu, şiddetle kendisinden uzaklaştırarak itti ve: “Zehirledin, beni de zehirledin” diye bağırdı.

Uykusundan, kendi sesiyle uyanmıştı. Bu ses, küçük, soğuk bekar odasının duvarlarına çarptı: “Zehirledin beni!” diyen korku dolu bir haykırış…Yatarken, kapamayı unuttuğu radyoda, Beethoven ‘ın mehtap sonatı henüz bitiyordu. Sadık ve müşfik köpeği, onun hastalığını hissederek yatağına çıkmış, terden nemlenmiş ateşli alnını yalıyordu…

Hüzünlü Aşk Hikayesi
Hüzünlü Aşk Hikayesi

Kısa aşk hikayeleri konulu yazımızı beğendiyseniz aşağıdaki benzer romantik hikayeleri de beğenebilirsiniz:

1-En Acıklı Aşk Hikayeleri – Hüzünlü Bir Aşk Hikayesi
2-Hermann Göring ‘in Hapishaneden Eşi Emmy Göring’e Yazdığı Aşk Mektupları
3-Yusuf ile Züleyha Aşk Hikayesi