Çanakkale Şehit Şiirleri

En Güzel Şehit Şiirleri

En Güzel Şehit Şiirleri konulu yazıda bugün Eski Dergi Arşivimde yer alan Harp Mecmuası adlı dergide hoşuma giden, kahraman şehitlerimize 1900lü yılların ilk çeyreğinde yazıldığı düşünülen duygu yüklü bir Çanakkale Şiiri sizle paylaşmak istiyorum.

Namaz

İngiliz’in, vakit vakit gemilerden, siperden…
Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü.
Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden
Birden bire gözlerime büyük bir şey göründü.

Böyle büyük görünen şey küçücük bir insandı
Fakat bana çok dokundu, ayaklarım bağlandı.

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler
Güllelerin cehennemlik yağmurundan kaçarken..
Yolun biraz kenarında, tek başına bir nefer,
Pervasızca bombalardan, ateşlerden, her şeyden..

Kendisine, süngüsünden bir mihrabcık kurmuştu,
Sonra onun karşısında namazına durmuştu.

Ne, havada ıslık çalan.. ve düştüğü yerlere
Kızgın çelik dahmelerle ölüm saçan gülleler…
Ne, semada ifrit gibi, vızıldayan tayyare…
Ne dünyalık bir düşünce, ne bir korku, ne keder

Yaşayan Ölüler, En Güzel Şehit Şiirleri, Şehit Fotoğrafları
Yaşayan Ölüler, En Güzel Şehit Şiirleri, Şehit Fotoğrafları

Onun demir yüreğini oynatmaktan acizdi,
Sanki toplar, şarapneller tehlikesiz.. sessizdi!

Potinleri yanındaydı… Onun büyük saygısı,
Kunduralı ibadeti görmüyordu muvafık.
Böyle bir yüreğin bütün işi, kaygısı,
Elbet Hakk’ın rızasına olmalıydı mutabık

Kuru toprak üzerinde, kundurasız kılınan
Bu namazın, pek uygun bir kubbesiydi asman!

Çanakkale Savaşında Düşmana İlk Kurşunu 15 Adım Siperden Atan Küçük Asker
Çanakkale Savaşında Düşmana İlk Kurşunu 15 Adım Siperden Atan Küçük Asker

Bir çam, ona gölgesinde yapmış idi seccade.
Sanki tekbir alıyordu vakit vakit top sesi…
Gözlerinin sade akı beyaz kalan yüzünde
Parlıyordu o sarsılmaz imanın gölgesi

Bir Müslüman nasıl olur? Bu levhadan anladım,
Hürmetlerle yavaş yavaş sokuldum beş on adım

Başındaki kabalağın gölgesine gömülen
Süzük gözler, dikilmişti o süngüden mihraba

Hakkın büyük divanında, eli bağlı, dururken
Artık o, can kaygısını almıyordu hesaba

Allah Allah, bu, bu ne yüksek bir imandır ya Rabbi
Bir Müslüman, ne büyük bir kahramandır, ya Rabbi!

Arıburnu’nda Kanlısırt'a düşman siperine dikilen gazi alay sancağıyla muhafızları, Düşmanın kaçışını izlerken
Arıburnu’nda Kanlısırt’a düşman siperine dikilen gazi alay sancağıyla muhafızları, Düşmanın kaçışını izlerken

Kahramandır, çünkü toplar etrafında patlarken
Zerre kadar titremedi, namazını bozmadı
Dört yanına ateş saçan türlü türlü afetten
Sanki onu koruyordu bir meleğin kanadı

Onun, böyle tevekkülü bana pek çok dokundu
Yüreğimi bir şey ezdi… iki gözüm sulandı

Ey medeni İngilizler! Daha varsa getirin
insanları, göme göme öldürecek şeyleri:
Getirin de şu cenneti, cehenneme çevirin
Bakın onlar korkutur mu, bir Müslüman neferi

Bunu, hala anlamıyor ne (Hamilton) ne Garey
Müslüman’ı korkutamaz Allah’tan başka şey

Böyle dalgın, düşünerek geçerken ben yanından
Sağa sola selam verdi, namazını bitirdi
Sonra, biraz kımıldandı.. ellerini Yaradan
Ta gerisine dua için gök yüzüne çevirdi.

Çanakkale Savaşında Dinlenen Erler
Çanakkale Savaşında Dinlenen Erler

Şimdi, artık Allah’ına döküyordu derdini
Gözlerini kapamıştı.. unutmuştu kendini

Ta gerisine karşı boynu bükük duran bir nefer
Korku bilmez bir yiğitti.. hürmetlerle eğildim!
Duasına, mutlak amin diyorlardı melekler
Kendimi pek fazla gördüm.. usul usul çekildim

Ben giderken, kulağıma değdi onun sadası..
(Allahümme salli ala seyyidina) duası

Şimdi, hala nerede bir kabalaklı askeri,
Görse gözüm, hatırlarım o kahraman neferi!

En Güzel Şehit Şiirleri Konulu Namaz Adlı Çanakkale Şiiri ‘ni beğendiyseniz aşağıdaki yazılar da hoşunuza gidebilir:

1-Ağlatan Hikayeler
2-Hüzünlü Savaş Hikayeleri – Şehit Hasan
3-Çanakkale’nin Alçıtepe Köyü ‘nde Yaşanmış Esrarengiz Şehit Hikayesi

Bu arada Çanakkale Şiirleri dinlemek isterseniz buradan güzel Çanakkale Şiirleri dinleyebilirsiniz.

Hüzünlü Savaş Hikayeleri – Şehit Hasan

Hüzünlü Savaş Hikayeleri – Şehit Hasan

Hüzünlü savaş hikayeleri konulu Ağlatan Hikayeler kategorisindeki Şehit Hasan adlı acı şehit hikayesi okuyorsunuz…İşte, dedi bekçi. Köyümüzün en güzel yeri burası sayılır. Şırıl şırıl akan dereyi öpmek ister gibi eğilmiş, yaşlı bir söğüdün dibine oturduk. Nahiye müdürü olarak tayin edildiğim bu köy, Anadolu köylerinin belki en güzeliydi. Suratı, hayatın türlü meşakkatleri altında kavrulmuş olan bekçi, terbiyeli bir tavırla köy hakkında izahat vermeye çalıştı. Ben bir taraftan dinlerken bir taraftan da söğütle derenin tatlı aşk şarkısını, tarladan dönen köylü kadınların yanık türküsünden ayırmaya çalışıyordum. Fakat, birdenbire yükselen çılgınca bir kahkahanın kulağımda çınlayan akisleri, beni daldığım alemden söktü, çıkardı.

Hayretle, bekçinin yüzüne baktım. Bekçi, sakin ve mahzun bir tebessümle: “Deli” dedi. “Bizim köyün delisi…”

İleriden, ağaçların arasından köpek ulumaları ile karışık bir kahkaha silsilesi daha yükseldi ve sonra yayıldı da yayıldı… Taaa, karşıki tepelere kadar…Bu şirin, bu munis köyün çılgın ve vahşi bireyine karşı içimde dayanılmaz bir merak uyandı.

—Neden çıldırmış acaba, bilen yok mu?..

—Ah beyim ah! Onun hikayesini bilmeyen, duymayan kaldı mı?.. Bütün köy bilir. Yedisinden tut da yetmişine kadar. İstersen sana da nakledivereyim: “Anadolunun gavur çizmesi altında inlediği günlerdeydi. Düşman bizim köye kadar girememişti. Ben, Deli Mahmut ‘tan 2-3 yaş daha küçüktüm. Bir gün köye iki jandarma ve bir teğmen gelerek, ordumuzun taarruza hazırlandığını, yakında vatanın kurtulacağını, fakat orduya takviye için iki kuranın daha çekildiğini bu kurada çıkan kişilerin askere çağırıldığını anlattı. Gidecek olan delikanlılar hazırlanmaya başladılar. Bunların arasında, Deli Mahmut ‘un abisi Hasan da vardı. Hasan, Mahmut ‘u çok severdi. İkisi tam kardeştiler. Her yerde, her işte beraberdiler. Bu askerlik işi çıkınca, Mahmut: “Ben, ağamdan ayrılmam. O giderse ben de giderim. Hem benim ağamdan neyim eksik” diye tutturdu.

Hüzünlü Savaş Hikayeleri - Şehit Hasan
Hüzünlü Savaş Hikayeleri – Şehit Hasan

Ben Bu Vatana Tam Yedi Şehit Verdim…

Hakikaten Mahmut iki yaş küçük olduğu halde. Hasan ‘dan daha iriydi. Eh, en sonunda, köyün ihtiyarları teğmeni kandırmışlar. Teğmen razı olunca, Hasan ile Mahmut doğru analarına koşmuşlar. Mahmut meseleyi ona açmış. Hatice teyze, uzun zamanden beri bükük olan belini doğrultup Mahmut ‘a bakmış, bakmış… Sonra, onu bağrına basarak: “Git evladım, git! Baban gibi, iki dayın gibi, dört ağan gibi, Hasan gibi sen de git… Bak! Allaha şükür sürülecek tarlam, oturacak evim var. Sen git de dindaşlarının namusunu kurtar. Yalnız, gitmeden evvel size diyecek iki çift lafım var. Ben bu vatana tam yedi tane şehit verdim. Onların döktükleri kanlar, döküldüğü yerde daha kurumadı bile. Onun için sizden kana karşı kan isterim. Eğer bir gün köye dönüp de: Ana, ben soyumun intikamını aldım. Onların bu toprağa döktükleri kanı en aşağı yedi gavurun kanı ile karıştırdım!, demezseniz size şu evin kapısını açmam, ahirette de iki elim yakanızda olur” demiş.

Yüzbaşı, boşalan tabancasnı doldururken: “Koş Mahmut”, demiş. “Burada durma. Ettiğin yemini yerine getir. Allah yardımcın olsun!”

Mahmut, çukurdan fırlamış. Bu korkunç boğazlaşmada süngüsü ve yumruğu ile kardeşlerine yardıma koşmuş. Arada bir devirdiği düşmanın ölüsüne süngüsünün kanını silerken :

—Heey ağa! diye bağırmış… Kaç etti, kaç?

İlerden çelik pençeleri bir düşmanın boğazında, Hasan cevap verirmiş:

—Çok değil, Mahmut! Daha beş etti…

Acı Şehit Hikayesi -Hüzünlü Savaş Hikayeleri
Acı Şehit Hikayesi -Hüzünlü Savaş Hikayeleri

Sonra, daha çok çoşarlar, akıtacak yeni kan ararlarmış. Mahmut yanında, alnından yediği bir kurşunla çöken arslanları gördükçe:

—Rahat uyu kardeşim, demiş… Senin kanın da benim alacağım kana eklendi. Yedi kişi idi sekiz oldu.

Hasan Düşmandan Kaçıyor…

Fakat, bir ara Mahmut ‘un gözleri ağabeysine takılmış. Hasan, iri bir herifle boğuşuyormuş. Lakin, birdenbire herifi bırakarak geriye doğru korku ile bakmış. Sonra, süngüsünü kaptığı gibi kaçmaya başlamış. Mahmut, neye uğradığını şaşırmış. Arkasından seslenmiş:

—Heey ağa! Ne kaçıyon ülen?

Hasan, hiç cevap vermemiş. Hızlı,çok hızlı koşuyormuş.

—Ettiğin yemini unuttun mu ağa? Verdiğin sözü tutmayacak mısın?..

Acı Şehit Hikayesi
Acı Şehit Hikayesi

Hasan, duyduğu halde cevap vermemiş. Kaçmakta devam etmiş. O zaman Mahmut yere diz çökmüş, mavzerini omuzlamış. Ağabeysine nişan almış ve göğe bakarak:

—Allahım sen suçumu bağışla, demiş…

Sonra da, kılı bile kıpırdamadan tetiği çekmiş. Zavallı Hasan, olduğu yerde mıhlanmış:

—Anam! Yandım anam!.. diyerek yüzükoyun kapaklanmış. Mahmut, tüfeğini tekrar doldururken, içinden derin bir acı ve bir pişmanlık duymuş. Dayanamayarak Hasan ‘ın yanına gitmiş. Ağabeysinin yüzünde hala bir telaş ve korku varmış. Mahmut ‘u başucunda görünce, ağzından kanlar akarak:

—Koş Mahmut, demiş. Görmüyor musun, yüzbaşıyı sardılar!..

Mahmut Kardeşinin Neden Kaçtığını Anlıyor

O zaman, Mahmut, ağabeysinin niçin kaçtığını anlamış. O koca kahraman, süngüsüne yaslanarak ağlamaya başlamış. Nihayet, Hasan ‘ın:

—Mahmut, şimdi ağlamanın sırası mı? Koşsana!.. demesi üzerine yerinden fırlamış, yüzbaşı bir elinde tabancasının kabzası, diğer elinde bir taş, kendini korumaya çalışıyormuş. Mahmut, hırsını gavurdan almış… Vurmuş, kırmış, öldürmüş…

Yüzbaşı kurtulunca tekrar Hasan ‘ın yanına dönmüş. Çok ölü verdi ğinden düşman da artık çekilmek üzereymiş. Haşan kardeşini görünce ağzından taşan kanı diliyle yalıyarak güçlükle konuşabilmiş:

—Yaşa Mahmut. Ben sözümü tam tutamadım ama… Her halde sen benim yerime de çok kan akıttın. Ben artık tanrının yanına, babamın kardeşlerimin yanına gidiyorum. Gavurun kurşunu bize de geldi. Mahmut!…

Mahmut dayanamamış, Hasan ‘ın kanlı yüzünü göz yaşları ile yıkıyarak:

—Ağam, demiş. Seni gavurun kurşunu değil, kardeşinin kurşunu vurdu.

Ne bileyim ben ağam? Seni geriye doğru kaçarken görünce harpten korktuğunu, ölmemek için kaçtığını zannettim.

Hasan ‘ın kanla örtülü yüzü ızdırapla buruşmuş:

—Sen mi Mahmut? demiş. Sen mi? beni vuran sen misin?. Hem de gavur gibi arkamdan vuran sen misin? Benim kardeşim Muhmut mu? Nasıl kıydın bana Mahmut? Hiç senin kardeşin harpten kaçar mı? Yazıklar olsun sana…

Ağzından boşanan bir kan seli, Hasanı susturmuş. Mahmut ‘un kolları arasında bir iki çırpındıktan sonra başı yana kaymış…Akşamın alaca karanlığında askerler zafer naraları atarken Mahmut bu aziz ölünün üzerine kapanmış ve ağlamış da ağlamış…

Ana Kalk, Kapıyı Aç! Sana Kan Getirdim

Bekçi, gözleri bir noktaya takılı, derin bir iç çektikten sonra devam etti:

—Bir gün kahvede otururken, çocuklar köy yolunda Mahmut ‘un geldiğini söylediler. Hepimiz karşılamaya koştuk. Fakat bu, anasının elini öperek köyden ayrılan Mahmut değil, saç ve sakalı uzamış, yüzü ve elleri toza bulaşmış, kuru kan lekeleri ile dolu vahşi bir Mahmut ‘tu. Sırtında, öldüğü yerden beri taşıdığı bir kahramanın, Hasan ‘ın cesedi vardı. Ona anasının o cephedeyken öldüğünü ve köyün mezarlığına gömüldüğünü söylediler. Bunun üzerine Mahmut doğruca köyün mezarlığına giderek anasının mezarını buldu. Hasan ’ın ölüsünü onun üzerine bıraktı. Sonra, kanlı ellerini göğe kaldırarak hepimizi titreten vahşi bir sesle haykırdı:

—Ana kalk, bana kapıyı aç! Yeminimi tuttum. Sana kan getirdim, ana kan!… Ama kardeş kanı!..

Hüzünlü Savaş Hikayeleri - Acı Şehit Hikayesi
Hüzünlü Savaş Hikayeleri – Acı Şehit Hikayesi

Birdenbire, baykuşları bile korkutacak çılgın bir kahkaha ile yerinden fırladı, selviler arasında kayboldu. O günden beri bahçelerde, mezarlıklarda dolaşır, güler ve arada sırada kahkahaları arasında haykırır: “Kan getirdim ana, kan!..”

Bekçi, geç oldu artık gidelim der gibi ayağa kalktı. Taaa ileriden bir köpek havladı, arkasından vahşi ve hüzünlü bir kahkaha yükseldi. Deli gülüyordu… Boğularak, katılarak, hıçkırarak gülüyordu. Ve ben, ağlıyordum…

Benzer Hüzünlü Savaş Hikayeleri İçin:

1-Çanakkale Şehit Hikayeleri
2-En Güzel Şehit Şiirleri

Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine yazdığı şiiri buradan dinleyebilirsiniz.

Yunus Emre’nin En Güzel Şiiri ” Sana İbret Gerek İse ” Nasıl Yazıldı ?

Yunus Emrenin En Güzel Şiiri

Yunus Emre'nin En Güzel Şiiri - Sana İbret Gerek İse Hakkında
Yunus Emre’nin En Güzel Şiiri – Sana İbret Gerek İse Hakkında

Yunus Emrenin en güzel şiiri başlıklı yazıda bugün bence Yunus Emrenin en güzel şiiri olan ” Sana ibret gerek ise ” şiirinin nasıl yazıldığı ve yaşadığı dönemdeki ruh hali betimlenerek Yunus Emre anlatılacak.

Yunus Emrenin En Güzel Şiiri Nasıl Yazıldı?

O köy senin bu köy benim, o han senin, bu han benim.!. Yunus, yıllardır gurbette pişiyordu. Aç, susuz kaldığı günler çoktu. Başında, sırtında yok, çarığı çarıklıktan çıkmış, Anadolu’yu geziyordu. Bir kez ona şeyhi, canından çok sevdiği Tapduk Emre ‘si: “ Kırk yıl gezeceksin… “dememiş miydi?

Yunus Emrenin En Güzel Şiiri - Sana ibret gerek ise
Yunus Emrenin En Güzel Şiiri – Sana ibret gerek ise

İşte geziyordu. Hanlar, hamamlar, sebiller, kervansaraylar, camiler, mescitler, köyler, konaklar, taze gelinler, kocamış kadınlar, yeniçeriler, beyler, iri kavuktu mezar taşları, yoksullar… Gözlerinin önünden akıp gidiyordu hep. En rahat ettiği, huzura kavuştuğu yerler mezarlıklardı. İnsanlar ölümden korktukları için daima mezarlıklardan kaçıyorlar, en sevdiklerini toprağa bıraktıktan sonra arkalarına bakmadan gidiyorlardı. Oysaki ölümü düşünmek, düşten sonsuza geçmeyi düşünmek… İşte asıl yaşamak, asıl anlamlı yaşamak buydu.

Bir yoksulun mezarı, gene yoksuldu… Başında, ayağında birer kaya parçası, hafif kabartılmış bir toprak, sonsuz yalnızlık ve her mevsimde üstünden esip geçen rüzgârlar, akıp giden bulutlar, kuşlar, kuşlar… Sonra toprağa değen yağmurun sesi, sonra gürül, gürül fırtınalar, sonra bembeyaz bir yorgan kar… Ve de hiç mi hiç hatırlanmamak… Ah en güzeli bunların bir ineğin, üstünde biten otları o ılıcık dudaklarıyla koparmasıydı.

Bir gelinin mezarı… Gelin yoksul ya da varlıklı olabilirdi.. Birleştikleri tek yön üstlerine bırakılan otlar, yapraklar, çiçeklerdi. Sonra koca günlerce gelir diz çöker ağlar, toprağını kabartır ama sonra o da unuturdu. Gelin yıldızlarla, bulutlarla, dünyalarca büyük yalnızlıkla baş başa kalırdı…

Sana ibret gerek ise …

Yunus Emrenin En Güzel Şiirleri - Sana ibret gerek ise
Yunus Emrenin En Güzel Şiirleri – Sana ibret gerek ise

Bir kendini beğenmiş zenginin mezarı… Akraba, çoluk, çocuk zengin olduklarını burada da görsünler, burada da sayılsınlar diye mermerden, taştan kabir yaptırırdı ölülerine. Gerçekte bu istekle değildi… Geleneği bozmamak ve yoksula baskı yapmak içindi. Üstüne çevresine çiçekler dikerler, sulakta su bulundururlardı her zaman. Kandillerde, bayramlarda topluca ziyaretine gelirler, tuttukları bocalara Hatim duası okuturlardı çoğunluk. Dilencilere de para serperlerdi. Sonra ne olurdu? O da gene yapayalnız kalırdı orada. O mermerlerin, çiçeklerin altında… Gece iner, gündüz gelir, günler, yıllar geçerdi üstünden… Sonra, sonra o ağlayanlar da unuturlardı onu. Bu doğanın insana verdiği bir unutkanlıktı. Ama gerçekti.

Yunus, koca Yunus, neler düşünmezdi bu her türden mezarlara baktıkça! Şu heybetli mermer mezarın yanında çiğnenerek kaybolmuş yoksulun mezarı ne anlamlı, ne yüceydi… Şu devrilmiş taşlar, kırılmış taşlar… Şu eskimiş taşlarla zaman alay mı ediyordu? Geçen zaman, geçen zaman vefasız, doymak bilmeyen zaman…

Ya yollarda rastladığı köy mezarlıkları? Öyle başlarında taşları falan da yoktu. Toprak kabartının başına bir kaya parçası, ayağına bir taş parçası konmuş hatta bazıları silinip gitmişti. Bir ağaç, küçük bir yeşillik yoktu. En güzel süsleri rüzgâr ve üzerlerinden akıp giden zamandı. Köyün varlıklı mı, yoksul mu olduğunu bu mezarlara bakmakla anlayabilirdi insan. Yunus, tüm bu mezarlıkları geziyor, onları yoksullukları içinde seviyordu. Son yazdığı koşma biçimindeki dinsel ilahileri hep ölüm üzerineydi. Gurbet bitmiyor, çilesi tükenmiyordu. Bildiği bir şey vardı Yunus ‘un, her geçen günle Allah’a daha çok yaklaştığı…

Yunus Emrenin En Güzel Şiiri başlıklı yazı hoşunuza gittiyse benzer yazılar için aşağıdaki linkleri ziyaret edebilirsiniz:

1-Nazi ve Psikiyatrist Kitabı
2-Sanchez’in Çocukları (The Children Of Sanchez)
3-Yusuf ile Züleyha Hikayesi

Yunus Emre’nin tüm şiirlerine buradan ulaşabilirsiniz